Erkam AlışverişErkam Alışveriş
 
 
 
 
22 Kasım 2008, Cumartesi
 
Türkiye komada değil yeni bir program şart Yazdır E-posta
09 Nisan 2007 08:29, Pazartesi

Ekonomi Buluşmaları'nda bu haftaki konuğumuz Müstakil Sanayici ve İşadamları Derneği Genel Başkanı Dr. Ömer Bolat idi. AK Parti Hükümeti döneminde ve öncesinde hazırladığı objektif raporlarla Türkiye'nin gerçek gündemine ışık tutan MÜSİAD'ın Başkanı Bolat, söyleşimizde yine önemli ayrıntılara dikkat çekti. Mevcut programın komada olan bir Türkiye için hazırlandığını belirten Bolat, artık Türkiye'yi zıplatacak yeni bir programın zamanının geldiğini dile getirdi. Bugünün meselesinin uluslararası piyasada rekabet edebilmek olduğunu kaydeden Bolat, istihdam vergisinin yüzde 43'ten, yüzde 27'ye çekilmesi durumunda kayıtdışının ve işsizliğin önleneceğini söyledi

.

 

Ekonomideki kırılganlıkları nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bize göre seçimlerden sonra 2008'e Türkiye artık yeni bir programla girmeli. IMF'yle ilişkilerini yeni bir gözetim anlaşmasına indirgemeli. Bunun sebebi de mevcut istikrar programı komada olan bir Türkiye ekonomisi için hazırlanmış bir programdı, mevcut hükümet de o programı başarılı bir şekilde uyguladı. Türkiye'nin mevcut şartlarında aynı programda ısrar etmenin bir anlamı yok. Çünkü bugünün gündemi farklı. Dünün gündeminde Türkiye hazinesi borçlarını ödeyemiyor, faiz giderlerini ödeyemiyor, enflasyon almış başını gidiyor, iş dünyası yatırımlarını yurt dışına taşıyor. Kimse yarın ne olacağını bilemiyor. Şimdi Türkiye bu reçeteyi disiplinli bir şekilde uyguladı.

BUGÜNÜN GÜNDEMİ FARKLI

Bugün nasıl bir tablo var sizce?

Bugünün Türkiye'sinin gündeminde ise çok şükür kamu maliyesi problem değil. Yani hazine borçlarını rahatça ödeyebiliyor. Kamu borç stokunun milli gelire oranı yüzde 91'den yüzde 60'ın altına düşmüş. Bütçe açığının milli gelire oranı düşmüş. Bugünün sorunları farklı. Türkiye'nin aramalı girdi üreten sanayilerinin desteklenmesi, Türkiye'nin cari açığının sadece yabancı yatırımcı girişleriyle değil ihracattan aktarılması, iş hayatında vasıflı işgücünün karşılanması, mesleki eğitime acilen kapsamlı bir seferberlik uygulanması gibi. 3 milyon yeni iş gücü yaratılmasına rağmen işsizlik oranı yüzde 9.9'a ancak düşürüldü.

Fakat hükümet kanadı da programı savunuyor.

Bugünün enflasyon oranına göre faizler yüksek, kur ise bastırılmış durumda. Bu çift taraflı zarar veriyor. Finansman maliyeti çok yüksek. Düşük kur nedeniyle ithalat artıyor, ihracat bundan muzdarip. Ama şu bir gerçek ki Türkiye ekonomisinde bugün kötümserlik rüzgarlarını estirecek bir tablo yok. IMF'e borç 37 milyar dolardan 8,5 milyar dolara kadar düşmüş. Burada bir kriz tablosu yok.

MİKRO İSTİKRAR LAZIM

Nasıl yarışabiliriz?

Bu nedenle makro istikrardan mikro istikrara, yani işletmeler düzeyinde üretim ve yatırım için rekabetçi şartların oluşturulmasına ihtiyaç var. Kayıtdışı ekonominin azaltılması, maliyetlerin düşürülmesi lazım. Şu anda en bariz görünen maliyetler sigorta primleri, istihdam vergisi yüzde 43, son beş yılda en yüksek rakamlar. Halbuki sigorta primleri düşürülebilse kayıtdışındaki istihdam kayıtiçine girecek ve bir çok işletme yeni istihdam alacak. MÜSİAD olarak görüşümüz, istihdam vergisinin genel olarak yüzde 43'ten yüzde 27'ye çekilmesi. Kurumlar vergisinde bu başarıldı biliyosunuz. Neticesi bu konuda kayba uğramadı, yani vergi gelirlerinde azalma olmadı.






Okulda verilen eğitim iş hayatına uymuyor


Bir yandan işsizliklikten bahsediyoruz ama bir yandan da nitelikli eleman sıkıntısı yaşanıyor. Bu durumu nasıl açıklıyorsunuz?

Bu konuda iş dünyasında bir görüş birliği var ama malesef eğitim dünyasında ekonominin sanayinin beklentileri henüz anlaşılabilmiş değil. Türkiye'de aslında üniversitelerdeki eğitim iş dünyasında ihtiyaç duyulan şekilde verilmiyor. Mezun olduktan sonra kurslara gidiyorlar, eksiklerini bir şekilde kapatıyorlar. Artık diplomaların geçerlilik süresi 6 ay. 6 ay sonra bilgilerinizin mutlaka yenilenmesi gerekiyor. Dünyadaki son 5 yılın gelişme hızı ondan önceki 25 yılın gelişme hızından daha hızlı. O 25 yılın hızı da ondan önceki 100 yılın gelişme hızından daha hızlı. Bu konular ne hükümet meselesi ne muhalefet meselesi. Bunlar ülke meselesi. Kimse kimsenin gözünün yaşına bakmıyor firmalar arası rekabette. Ülkelerarası rekabette de bu böyle. Biz ise malesef 100 yıldır hep aynı paranoyalarla enerjimizi tüketme yarışı içindeyiz. Yine de Türk iş dünyasının dinamizmi, kıvraklığı, işçimizin verimliliği, fedakarlığı gerçekten Türkiye ekonomisini bütün bu handikaplara rağmen bugün 5 yıl öncesinden çok daha iyi bir noktaya getirdi.



Bugün işsiz sayısını arttırmamak bile başarı


Genç nüfusumuzla övünüyoruz ama işsizliği önlemede bu bir handikap değil mi?

Türkiye'nin ciddi bir nüfus artış handikapı var bu anlamda. Her yıl 980 bin kişi nüfus artışı olu-yor. Bu tabloda hakikaten işsiz sayısını artırmamak bile başarıdır. Türkiye'nin şu anda ikinci önemli konusu, büyüyen firmalar dünya ekonomisinde rekabet edecek nitelikli işgücüne sahip mi değil mi bunu görmek lazım. Yabancı yatırımlar çığ gibi geliyor. Bunlar vasıflı işgücü arıyorlar, transfer yapıyorlar. Ücretler yükseliyor. Üyelerin en çok işgücü talep ettiği alanlar finans müdürleri, ihracat müdürleri, satınlamacılar gibi çok kalifiye elemanlar. İşgücü ihtiyacı olan bölgelerde hızlı bir şekilde mesleki kurslar, aktif işgücü programlarının uygulanması gerekiyor. Her şeyden önce şu meslek liselerinin üniversiteye girişte karşılaştıkları katsayı probleminin hızlı bir şekilde kaldırılması lazım.

TARIMDAN CİDDİ BİR KOPUŞ VAR

Büyük bir işgücü arzı var aynı zamanda büyük bir işgücü talebi var. Bugün işletmelerin işgücü talebinde kalifiye eleman arıyor, karşısında eğitimsiz insan buluyor. Siz bu konuyla ilgili nasıl bir çalışma yapıyorsunuz neler düşünüyorsunuz?

Tarımdan çok ciddi bir kopuş var. Tarımın toplam istihdamdaki payı 4 sene önce yüzde 34'tü. Bu rakam bu sene yüzde 27'ye düştü. Esasında sanayileşen bir ekonomide tarımsal istihdamın azalması normaldir. Ancak bunun çok hızlı olması doğal değildir. Son 4 yılın büyüyen Türkiye'sinde bu sorun ağırlıklı olarak inşaat sektöründe absorbe edilebildi. Ama insanımızı toprakta tutmayı öğrenmek zorundayız. Köyler boşalırsa, toprağı eken biçen insan kalmazsa bu Türkiye için ciddi bir tehlikedir. Türkiye çok bereketli topraklara sahip. 40 milyar dolar milli gelir üretiyor tarımdan. Tarım raporumuza göre 500 milyar dolarlık bir milli geliri dahi üretecek potansiyele sahibiz. Tarımı bir ekonomi sektörü gibi bir endüstri gibi bir ihracat ürünü olarak gördüğümüz ve tarım ekonomisini bu şekilde yapılandırdığımız zaman Türkiye tarımda çok büyük bir sıçrama yapabilecek.



Cumhurbaşkanı TBMM içinden olmalıdır


Cumhurbaşkanlığı seçimi için düşünceniz?

Bu konuda duruşumuz gayet net. Anayasa'daki hükümler belli. Türkiye daha önce 10 defa cumhurbaşkanlığını aynı yolla seçti. Onbirincisini de TBMM kendi içinde Anayasa hükümleri doğrultusunda seçecektir. Önemli olan cumhurbaşkanının uyumlu çalışacak, halkın milli manevi değerlerini özümsemiş, Anayasa'daki görev ve sorumluluklarını yerine getirebilecek, ülkeyi yurtiçi yurtdışında layıkıyla temsil edebilecek birisi olmasıdır. Bunun adeta bir meydan muharabesine çevirmeye çalışmayı son derece yanlış buluyoruz. Ne iş dünyası ne sivil toplum bu tür gerilim politikasının arkasından gitmeyecektir. Türkiye psikolojik yıkım harekatlarını, sosyal siyasi ve ekonomik yıkım politikalarını 99 ve 2000'de çok ağır bir şekilde ödedi. Birilerinin sedece kendi zihniyetlerinden birinin cumhurbaşkanı olamayacağı endişesiyle geçmişten ders almadan bu çabalar içerisinde olmasını esefle karşılıyor.

Cumhurbaşkanlığı seçiminde size göre 3'üncü bir alternatif var mıdır, AK Parti dışından bir adayın cumhurbaşkanı olması gibi?

Anayasa'da kimin seçilebileceği konusunda belirlemeler vardır. Onun için içeriden de dışarıdan da birisi olabilir. Ama bize göre TBMM içinden olmalıdır, milli irade yetkisini oraya delege etmiştir. İkincisi, Erdoğan'ın ya da başkasının cumhurbaşkanı olması açısından herhangi bir ekonomik risk unsuru oluşturduğunu düşünmüyoruz. Eğer öyle olsaydı yabancı yatırımcılar 3 ayda 10 milyar dolarla gelip şirket satın alma diyelim özelleştirme diyelim, doğrudan yatırım diyelim gelip 10 milyar doları buraya koymazlardı. Şu anda bizim gördüğümüz iş dünyası siyasetteki gelişmelerden kendisini arındırarak hayatını sürdürüyor. Geçmişte biliyorsunuz daha seçimin sözü edilir edilmez herşey tüketilirdi, seçimlerden sonra da 6 ay beklenirdi, yeni hükümetim programı nasıl olacak diye. Ama şimdi ekonomik aktörler siyasi aktörlerin davranışlarına fazla bakmıyorlar.



 
< Önceki   Sonraki >
 
 
 

HAVA DURUMU

NAMAZ VAKİTLERİ

 
MEDYA PAZARI © 2002 - 2008 Tüm Hakları Saklıdır.
Tel: 0212 671 0700 | Fax: 0212 671 0717      iletisim@medyapazari.com