Erkam AlışverişErkam Alışveriş
 
 
 
 
21 Kasım 2008, Cuma
 
Ne deliler gördüm, sanatçıydılar! Yazdır E-posta
15 Temmuz 2008 04:39, Salı
"Bireyde sıkıntı duygusu yaratan ve zihinsel işlevlerinin önemli bir bölümünde bozukluğa yol açan psikolojik ya da psikofizik belirtiler bütünü." Britannica ansiklopedisi, akıl ve ruh hastalıklarını ya da günlük deyişle 'delilik'i tek cümleyle böyle tanımlıyor. Cahit Sıtkı'nın "Şen deliler, tınmaz deliler!/ Size imrendiğim oluyor/ Olan biteni düşündükçe." dizeleriyle hayran kaldığı deliler ve deliliğin; hayatın her alanında olduğu gibi sanatla da ilintili olduğu hepimizin malumu. Deli imgesi gerek sanat için çok çekici olduğundan gerekse en eski zamanlardan beri yaratıcılığa delilik, sanatçıya da deli gözüyle bakıldığından sanat ve delilik hep iç içe oldu. Sanatçının delilikle ilgisi çok yazıldı ve tartışıldı. Hazırladığı özel dosyalarla sanatın farklı alanlarına mercek tutan P Dünya Sanatı dergisi, yaz sayısını 'sanat ve delilik' üstüne kurmuş.

Van Gogh ve Artaud'yu toplum mu delirtti? Don Quijote şizofren miydi, melankolik mi? Akıl hastası ressam Adolf Wölfli'yi ne kadar tanıyorsunuz? Avrupa'da deliliğin resimli tarihini öğrenmek ister misiniz? Buyurun P Dünya Sanatı'nın sayfalarına. Tarihin ilk ünlü delileri Herakles ve Akhilleus; içine şeytan girdi zannedilen akıl hastaları; toplumsal hiciv haline gelen akıl hastaneleri; Fransız Devrimi'nin sonuçlarından dolayı aklını kaçıranlar... New York'taki Purchase College Beşerî İlimler Fakültesi'nden sanat tarihçisi Prof. Jane Kromm, Avrupa'da deliliğin görsel izlerini sürerken, özellikle aşırı taşkınlık durumu olarak özetlenebilecek "mani"nin üzerinde duruyor ve akıl hastanelerinin hatırı sayılır tarihine göz atıyor. Yazarın dergi için kaleme aldığı makalesine Rubens'ten Goya'ya, deli imgesine kayıtsız kalmamış sanatçıların yapıtları eşlik ediyor.

İsviçreli Adolf Wölfli (1864-1930) çocuk tacizi suçundan hapis yatmış ve sonra yine aynı suçu işleyince ağır şizofrenik/paranoid vaka teşhisiyle akıl hastanesine getirilmişti. Yaşı 31'di ve ölünceye dek orada kalacaktı. Hastanedeki beşinci yılına kadar elini kâğıda-boyaya sürmemişti. O dönemde yapmaya başladığı resme öylesine bağlandı ki kâğıdı, boyası bittiğinde cam çerçeve ne varsa indirip, önüne gelen her şeyi tepeler oldu. Kafasındaki tünelleri, tren yollarını, yılanları ve iblisleri yansıtan resimleri daha sonraları Ham Sanat'ın (Art Brut) esin kaynağı haline geldi. Tek tahtasının eksik mi yoksa fazla mı olduğu tartışmalı olan Wölfli'yi, Enis Batur derginin okurlarına anlatıyor.

Türkiye'nin de Adolf Wölfli'leri var -ya da vardı- belki, kim bilir?.. 1957'de İÜ Tıp Fakültesi Psikiyatri Kliniği'nde açılan Türkiye'nin ilk ve tek Psikopatolojik Sanat Atölyesi'nde otuz beş yıl boyunca resim yapan hastaların resimlerindeki biçim ve özgünlük, bunun mümkün olabileceğini gösteriyor. Sanatla teşhis ve tedavî konusunda uzman olan Prof. Dr. Süleyman Velioğlu'nun gözetiminde etkinliğini sürdüren bu atölye, Velioğlu'nun emekliliğinin ardından kapatılmış. 2002'de Prof. Dr. Olcay Yazıcı bu resimleri tekrar gün ışığına çıkararak bir kitap haline getirmiş. Şaşırtıcı, ürpertici ve hayranlık veren bu resimlerin bir kısmı derginin bu sayısında yer alıyor.

Kulağını kesen deli

Van Gogh'un akıl sağlığından söz edilebilir, o ki hayatı boyunca sadece bir elini pişirmiş ve bundan başka da sol kulağını kesmekten öteye gitmemiş. Şair, ressam, oyun yazarı sanat kuramcısı Antonin Artaud, idolü Vincent van Gogh'u toplumun delirttiğini ve intihar ettirdiğini, kendisini akıl hastanesine tıkanın da toplumsal damga olduğunu savunuyordu. Prof. Shlomo Giora Shoham, Artaud'nun van Gogh üzerine yazdıklarından hareketle, her iki dâhinin delirmesinde toplumun rolünün olup olmadığını araştırıyor. 'Deli kadın' imgesi de bu yaygın damgaya paralel olarak resimde sıkça kullanıldı. Aşkından delirip kendi çocuklarını öldüren Medea'dan, doğruları söylediği halde kendini bir türlü dinletemeyen Kassandra'ya kadar... Bazen gerçekten aklını yitirmişti resimdeki kadın; bazen de itaat etmekten vazgeçtiği için erkek egemen toplum tarafından 'deli' yaftası yapıştırılmıştı üstüne. Prof. Dr. Diane Apostolos-Cappadona bu hayli dokunaklı dramları anlatıyor yazısında.

Aşk dediğin deli eder adamı

Aşk hep delilikle anılır; En büyük âşık Mecnûn değil mi zaten? Sanat tarihinde de bolca var bu delilerden. François Mauriac, "Deliliğe dönüşmeyen aşk, aşk değildir." demişti. Aşk acısı çeken Alberto Giacometti, Jean Genet'ye "Sokaktaki şu köpeği görüyor musunuz, bu köpek benim." diyordu. Camille Claudel, Auguste Rodin'le tanıştığında hem dehayı hem mutlak olanı bulduğunu sanmıştı. Laurent Beccaria ve Sophie de Sivry, Botticelli'den Picasso'ya birçok ressamın yapıtları eşliğinde "aklı raydan çıkaran aşk"ı anlatıyor. Kısacası P Dünya Sanatı dergisinin bu sayısı, delilerin dünyasından pek çok şeyi çekip hayatımızın içine getiriyor. Bütün bunları okuduktan, gördükten sonra yine de Cahit Sıtkı Tarancı gibi "Şen deliler, tınmaz deliler / Size imrendiğim oluyor / Olan biteni düşündükçe" der miyiz; şu yaşadığımız günlerin aslında delilerin dünyasına benzediğini düşünür müyüz bilinmez!
Zaman
 
< Önceki   Sonraki >
 
 
 

HAVA DURUMU

NAMAZ VAKİTLERİ

 
MEDYA PAZARI © 2002 - 2008 Tüm Hakları Saklıdır.
Tel: 0212 671 0700 | Fax: 0212 671 0717      iletisim@medyapazari.com