Erkam Alışveriş
 
 
 
04 Eylül 2010, Cumartesi
 
DIŞ BASIN
İsrail'in İran'a saldıracak kredisi kalmadı
11 Ağustos 2010 08:10, Çarşamba
Ortadoğu'da savaş ihtimaline dair bütün konuşmalara rağmen, özellikle de Türkiye'yle arası bozulduktan sonra yalnızlaşan İsrail kimseye saldırmaz

AHMET KAZİMZADE (Arşivi)

Son günlerde Ortadoğu’da gelişen olaylara ve bölge liderlerinin yerli yersiz sert konuşmalarına baktığımızda, insanın aklına ister istemez takılan soru şu: Acaba sular ısındıkça bölgede yeni savaş olasılığı artıyor mu?
Ortadoğu’da gerçekten de yeni savaş çanlarının mı çaldığını, yoksa liderlerin sadece birbirlerinin tutumunu değiştirmek için söz düellosu mu yaptığını bilemeyiz. Fakat Küba lideri Fidel Castro Batılıları İran’a karşı olası bir nükleer saldırının sakıncaları konusunda uyarırken, Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad barış müzakerelerinde çıkmaza giren İsrail’in yeni hedefinin savaş olduğuna dair endişelerini dile getirirken ve Hamas yetkilileri de İsrail’in Gazze’ye saldırı planı yaptığını açıklarken, taşların yerin-den oynadığına dair ipucu veriyorlardı. İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinecad da İsrail’in iki Arap ülkesine saldırı planı hazırladığını vurguladı ve ardından Hizbullah lideri Hasan Nasrallah İsrail’in olası saldırısına karşı hazırlıklı, fakat böyle bir savaşın çıkmamasından yana olduklarını söyledi. Bu açıklamalar bir hayli düşündürücü.
İran, Lübnan ve Suriye gibi ülkeler İsrail’e karşı her zaman hazırlıklıdır. Zira işgalciliğin ve saldırganlığın bu ülkenin özellikleri olduğunu gayet iyi biliyorlar. Fakat İsrail özellikle de dostu ve müttefiki sayılan Türkiye’yle ilişkilerinin kırılma noktasına gelmesinden bu yana bölgede iyice yalnızlaştı. Dolayısıyla, düşman olarak gördüğü bir ülkeye şu an saldırması imkânsız. Zira İsrailliler savaşla hiçbir şey elde edemeyeceklerini biliyor. Dahası, bir saldırı nedeniyle Batı’nın desteğini de kaybedebilirler. İsrail’in saldırı düzenleyecekmiş gibi tehditler savurmasının altında korku ve tedirginlik yatıyor. İsrail Hamas ve Hizbullah’a karşı artık savunmaya yönelik bir tutum sergiliyor. Nitekim bu doğrultuda ABD’den füze savunması sistemleri aldı.
İsrail’in Lübnan’a veya Gazze’ye olası bir saldırısı bu işgalci ülkeye hiçbir yarar getirmeyeceği gibi, bölgenin ve dünyanın gözündeki itibarını da iyice zedeleyecek. Fakat dünya Filistin, Suriye ve İran gibi ülkelerin haklı direnişlerini görmezden gelerek sorunların doğru yoldan çözülmesini engellediği sürece, Ortadoğu’daki sular da durulmayacaktır. (İran gazetesi Jevan, 25 Temmuz 2010 Trc. Radikal )
 
Kalpleri ve zihinleri kaybetme savaşı
27 Temmuz 2010 09:32, Salı
Afganistan'a dair sızan belgeler, resmi bildirilerin ve iliştirilmiş gazetecilerin kısıtlanan haberleri üzerinden gördüğümüz eli yüzü düzeltilmiş savaştan farklı bir tablo çiziyor. Afganların kalp ve zihinlerini kazanmak için verilen bir savaş sivillerin hayatına kayıtsız kalarak kazanılamaz

Afganistan’da savaşın sisi görülmemiş yoğunlukta. O sis, sızdırılan çok sayıda gizli Amerikan askeri kayıtları sayesinde bugünkü gibi kalktığında, aşina olduğumuzdan çok daha farklı bir manzara ortaya çıkıyor. Sıcak çatışmaların ortasında yazılan bu savaş kayıtları, vahşet raddesinde kirli, karışık ve dişediş bir savaşı gösteriyor. Resmi bildirilerin ve iliştirilmiş gazetecilerin zorunlu olarak kısıtlanan fotoğrafları üzerinden gördüğümüz eli yüzü düzeltilmiş ve kirlerinden arındırılmış ‘kamuoyu’ savaşıyla hiç alakası olmayan bir durum var ortada.
Savaş kayıtları, Amerikan ordusunun Ocak 2004-Aralık 2009 arasında Afganistan’da gerçekleştirdiği eylemlere dair 92 binden fazla belge içeriyor. Kayıtlar, bilgi sızdıran kişilerin izi sürülemez malzemelerini yayımlayan internet sitesi Wikileaks’e gönderildi. Guardian gazetesi, New York Times ve Der Spiegel’le işbirliği içinde, bu veri okyanusunu ayıklamak için haftalar harcadı; bu süreçte, genellikle acemice yürütülen bir savaşın altındaki gizli doku ve her gün yaşanan korkunç insan hikâyeleri adım adım ortaya çıktı.

‘Müttefik’ler sınırda çatışmış
Malzemenin adını yerli yerince koymak önemli: Bu, bir savaşın gerçek zamanlı çıkarılmış bir dökümü. Daha korkunç bazı istihbarat raporlarının kaynağıysa şüpheli: Koalisyon güçlerinin sivil ölümlere
dair kayıtları bazı açılardan güvenilmez görünüyor. Gizli belge sınıfına sokulan bu savaş kayıtları ansiklopedik, fakat tamamlanmış değil. Askerlerin, yerel muhbirlerin ve işbirlikçilerin güvenliğini tehdit edecek türden malzemeleriyse yayımlamıyoruz.
Bu belgelere bakıldığında, ortaya çıkan genel resim son derece rahatsız edici. Bugün öğrendiğimize göre, Britanya askerleri de dahil, koalisyon güçlerinin sivilleri öldürdüğü veya yaraladığı yaklaşık 150 olay meydana gelmiş, fakat bu olayların büyük çoğunluğu hiç rapor edilmemiş. Keza sözüm ona müttefik olan iki ordunun, yani Afganistan ve Pakistan birliklerinin sınırda yüzlerce kez çatıştığından; görevleri
arasında Taliban ve Kaide liderlerini öldürmek de bulunan özel bir gücün varlığından; Taliban‘ın ev yapımı patlayıcılarıyla sivillerin katledildiğinden ve koalisyon birliklerinin yanlışlıkla birbirlerini veya silahlı Afgan müttefiklerini öldürdüğü yığınla olaydan da bihabermişiz.
Bu savaş kayıtlarını okuyan birçok insan, bazen masumların hayatına karşı gelişigüzel bir kayıtsızlık sergilendiğini düşünebilir. Bir piyade devriyesi, yavaşlayamayan bir otobüsü yaylım ateşine tutmuş ve dört yolcuyu öldürüp onbir yolcuyu yaralamış. Belgelere göre yabancı bir savaşçının izini süren bir özel kuvvetler birimi, görevi yedi çocuğu öldürerek tamamlamış. Çocukların onların ilk önceliği olmadığı anlaşılıyor. Zira koalisyonun yabancı unsurlarına gösterilmeyen bir rapor, söz konusu özel kuvvetler biriminin esas derdinin kısa süre önce kullanılmış olan hareketli roket sistemini gizlemek olduğunu belirtiyor.
Belgelerde İran ve Pakistan istihbarat birimlerinin de dal budak saldığı görülüyor. Pakistan İstihbarat Servisi (ISI) savaşın en kötü şöhretli komutanlarından bazılarıyla bağlantılı. ISI’nin Host ve Logar eyaletlerinde düzenlenen ihtihar saldırıları için savaş ağası Celalüddin Hakkani’ye 1000 motorsiklet gönderdiği ve Afganistan Devlet Başkanı Hamid Karzai’ye suikast girişiminde bulunmaktan Batılı birliklere gönderilen biralara zehir katmaya kadar inanılmaz çeşitlilikte komplolara karıştığı iddia ediliyor.

Ufukta zafer değil, kaos var
Bu raporları doğrulamak mümkün değil ve Afganistan istihbaratının sağladığı yanlış bilgi selinin bir parçası da olabilir. Fakat Beyaz Saray’ın, Pakistan ordusundan unsurların militanlarla son derece sıkı ilişki içinde olduğuna dair iddialara önceki gün verdiği karşılık, mevcut durumun kabul edilemez olduğunu açıkça ortaya koydu. Beyaz Saray, militanların Pakistan içindeki güvenli sığınaklarının ABD güçleri için ‘hoşgörülemez bir tehdit’ oluşturmaya devam ettiğini kaydetti.
Neresinden tutarsanız tutun, ABD veya Britanya’nın Kabil’deki egemen bir ulusal hükümete pembe kurdelelerle sarılı, hediye paketi yapılmış halde teslim edebileceği bir Afganistan’dan söz etmiyoruz. Tam aksine, dokuz yıllık savaşın ardından kaosun galebe çalma tehlikesi söz konusu. Görünüşte Afganların kalplerini ve zihinlerini kazanmak için verilen bir savaş bu şekilde kazanılamaz. (Başyazı,  The Guardian 25 Temmuz 2010)
 
İsrail'de aydınlardan önemli dilekçe
13 Temmuz 2010 09:01, Salı
İsrail hükümeti, işgali protesto eden aydınlarını sindirme peşine düştü. İsrailli akademisyenlerin ‘Boykot, Yoksun Bırakma ve Yaptırım’ adlı kampanyasına katılımını engellemek için kolları sıvayan hükümet buna destek verenlerin ortaya çıkacak eğitsel zararları ödemesini de içeren bir yasa tasarısı hazırladı. İsrailli akademisyenler ise Eğitim Bakanı Gordon Saar’ın cuma meclise sunduğu yasaya karşı çıkmak üzere harekete geçti. 500 akademisyenin imzaladığı bildiriyle yasa protesto edilirken, Tarih Profosörü Daniel Gutwein de Saar’ı akademisyenleri korkutup sindirmeye çalışmakla suçladı. Boykotun fikir babalarından Neve Gordon da ülkede faşizan eğilimlerin artmasının sağlıklı tartışma ortamını engellediği çıkışını yaptı. (Observer)
 
Johan Galtung: Türkiye artık zirvede
17 Haziran 2010 09:41, Perşembe
Norveç asıllı dünyaca tanınmış ünlü barış aktivisti ve düşünür Johan Galtung Democracy Now sitesinden Amy Goodman'a verdiği röportajda Türkiye hakkında çok çarpıcı açıklamalarda bulundu...
 
Türkiye'nin 'hayır' oyuna ne dediler?
11 Haziran 2010 10:41, Cuma
Türkiye'nin Brezilya ile birlikte İran'a uygulanak yaptırımlara ret oyu kullanması dünya medyasında da geniş yankı buldu.

Washington Post ve New York Times gibi gazeteler, kararın "oybirliği" ile alınamamasının sembolik anlamına dikkat çekerken, İsrail'in Yediot Ahronot gazetesi, Dışişleri Bakan Yardımcısı Ayalon'un Türkiye'nin tavrına yönelik "Tarih devletleri oylarına göre yargılayacak" yorumuna yer verdi.

New York Times:

Öncekilere göre nispeten ileri bir adım olan yeni yaptırımlar, oybirliği ile alınan bir kararın sembolik ağırlığını taşımıyor. Çünkü 15 üye ülkeden 12'si yaptırımlardan yana oy kullanırken, Türkiye ve Brezilya yaptırımlara karşı çıktı, Lübnan ise çekimser oy kullandı.

Washington Post:

BM'den çıkan 2'ye karşı 12'lik sonuç Obama için açık bir zafer olmadı. BM Güvenlik Konseyi'nde 12 üyenin oylarıyla alınan karar birtakım soru işaretlerine yol açtı. Obama'nın muhalifleri BM Güvenlik Konseyi'nden çıkan eksik sonucun, ABD'nin uluslararası diplomasideki zayıflığını gösterdiğini savunurken, Obama yanlıların Beyaz Saray'ın Bush'tan zayıf bir el devraldığını söylüyor.

Voice of America:
BM Güvenlik Konseyi'nin 2 ret ve 1 çekimsere karşı 12 oyla yaptırım kararı alması, 15 üyeli konseyde bir bölünme olduğuna işaret ediyor. Nitekim Türkiye Büyükelçisi Ertuğrul Apakan da buna dikkat çekti. Ancak elçi, ret oyuna rağmen, İran'ın nükleer programı konusundaki endişeleri gidermesi gerektiğine inandıklarını söyledi.

Yediot Ahronot:

İsrail Dışişleri Bakan Yardımcısı Danny Ayalon, Türkiye ve Brezilya'nın ret oyu için "Tarih devletleri oylarına göre, dar ve sinik çıkarlarını mı yoksa barış ve istikrarın çıkarlarını mı seçtiklerine göre yargılayacaktır" dedi.

The Guardian:
Güvenlik Konseyi'nin oybirliği sağlayamamasının kararı zayıflattığı düşünülüyor. İran'la geçen ay nükleer takas anlaşması imzalayan ancak bu girişimleri Batı tarafından kabul görmeyen Türkiye ve Brezilya, karara karşı oy kullandı.

Daily Telegraph:

Türkiye ve Brezilya, Tahran'ın askeri amaçlı uranyum zenginleştirme ihtimaline yönelik kaygıları gidermeye yönelik arabuluculuk çabalarının büyük uluslararası güçler tarafından kolayca reddedilmesine öfkelerini ifade ettiler. İngiltere Dışişleri Bakanı William Haig oybirliği sağlanamamasına karşın kararın önemli bir adım olduğunu savundu.

The Times:

BM Güvenlik Konseyi, İran'a karşı bugüne kadarki en sert yaptırımları kabul etti. Çin ve Rusya, 15 üyeli konseyde çoğunlukla birlikte yaptırımlar lehine oy kullanırken, Türkiye ve Brezilya ret, Lübnan çekimser oy kullandı.

BBC:

BM Güvenlik Konseyi, bir çekimser, iki ret oyuna karşılık 12 oyla dördüncü yaptırımları kabul etti. Ancak Türkiye ve Brezilya, İran'la yaptığı anlaşmaya zaman tanınmadığını söyleyerek aleyhte konuştu.

The Moscow Times:

Rusya Başbakanı Vladimir Putin karardan sonra yaptığı açıklamada, İran'ın nükleer programıyla ilgili tartışmaları çözmenin en iyi yolunun yaptırımlar değil, barışçı görüşmeler olduğunu söyledi.

Itar-Tass:

BM Güvenlik Konseyi, İran'a karşı yaptırım kararını çoğunluk oylarıyla aldı. Oylamanın başlamasından önce konuşan Türkiye Büyükelçisi, yaptırımların İran'la izlenen diplomatik süreç üzerinde olumsuz etki yaratacağını söyledi.

Gulf News:

ABD'nin BM Büyükelçisi Susan Rice kararı memnuniyetle karşıladıklarını söyledi. Ancak Türkiye ve Brezilya'nın oylamayı bir saat geciktirmesi dikkat çekti. Türkiye ve Brezilya daha sonra oylamaya katıldı, ancak oylamadan muhalefet konuşmalarını yapmakta ısrar ettiler.

Reuters:

BM'den çıkan karar, 2006'dan beri İran'a karşı alınan dört karar arasında en az destek toplayanı oldu. Batı'nın, İran'la yapılan nükleer takas anlaşmasını görmezden gelmesine öfkelenen Türkiye ve Brezilya, yaptırımların gereksiz olduğunu savundular.

Associated Press:

Türkiye ve Brezilya'nın hayır oyları ve Lübnan'ın çekimser tavrı nedeniyle karar, 2 ret ve bir çekimser oya karşı 12 oyla alındı. Daha önceki ilk iki karar oybirliğiyle, üçüncüsü de Endonezyo'nın çekimser oyu nedeniyle 14-0 oyla alınmıştı.

Xinhua:

Dün alınan kararda Türkiye ve Brezilya'nın çabalarına da gönderme yapılarak, bu girişim "güven artırıcı önlem" olarak nitelendi ve soruna bir çözüm bulmak üzere harcanan siyasi ve diplomatik çabaların önemine vurgu yapıldı.
 
"Netanyahu için geri sayım başladı"
04 Haziran 2010 15:25, Cuma
Haaretz Gazetesi'nden İsrail hükümetine ağır eleştiri
"Gazze filosu"na kanlı saldırıyı sert dille eleştiren Haaretz'in yazarı Nehemia Shtrasler, "İntihar eden devlet" başlıklı yorumda, "İsrail'in uluslararası statüsünün aldığı darbe ile Netanyahu hükümetinin iktidardan düşüşü için geri sayım başladığını belirtirken ilk Netanyahu hükümetinin çöküş sürecinin, Oslo Anlaşmalarını yok etmesi ile başladığını anımsattı. İsrail'in önde gelen gazetelerinden Haaretz, yazarı Nehemia Shtrasler imzasıyla yayımladığı, "İntihar eden devlet" başlıklı yorumda Netanhayu hükümetine yönelik sert eleştirilerini sürdürdü.
 
İsrail kendi gölgesinin altında yaşıyor
03 Haziran 2010 11:10, Perşembe
İsrail'de insanlar durmaksızın 'Gölge'den söz ediyor. Hiçbir şeyin peşini bırakmayan bu gölge Filistinliler değil değil, İsrail'in Filistinlilere reva gördüğü ve kendi korkusuyla bağlantılı olan muamele. Filistinliler meşru devletlerine sahip olmadıkça bu gölge de bir yere gitmeyecek
 
ABD'den filo baskınına destek
03 Haziran 2010 10:31, Perşembe
ABD Başkan Yardımcısı Joe Biden, İsrail'in 'güvenlik çıkarları kapsamında' düzenlediği baskında haklı olduğunu söyledi. Diğer yandan, ABD'li yetkililer Obama yönetiminin Gazze ablukasını sürdürülemez olarak gördüğünü belirtti. İran'a yönelik BM yaptırımları için yapılacak oylamanın bu hafta tekrar gündeme gelmesi beklenirken, İngiltere cinnet geçirerek 12 kişiyi öldüren taksiciyi konuşuyor.
 
Haaretz: "İkinci Savaşı da kaybettik"
02 Haziran 2010 09:09, Çarşamba
Haaretz 1 Haziran 2010

İsrail'in en muhalif yazarlarından birisi olarak gösterilen Gideon Levy, Haaretz gazetesindeki köşesinde ülkesinin 2008'deki Dökme Kurşun operasyonundan hiç ders çıkarmadığını yazdı.

Herşeyin minyatür versiyonunun sergilendiği "Mini-İsrail"deki gibi İsrail'de dün mini bir Dökme Kurşun operasyonu gerçekleştirdi.

Aynı derecede başarısız olan daha geniş kapsamlı selefi gibi dünkü operasyonda da bütün unsurlar vardı: Olayı karşı tarafın başlattığıyla ilgili geleneksel yanlış iddialar ve gündeme bile getirilmeyen İsrail'in karasularının ötesinde açık denizde helikopterden gemiye indirilen komandolar.

İlk şiddet hareketinin askerlerden değil de Mavi Marmara'daki isyan eden aktivistler geldiğinin yanı sıra Gazze üzerindeki ablukanın yasal olduğu ve filonun da Tanrı bilir hangi yasaya göre ama yasadışı seyrettiği iddia edildi.

Sonra yine "bizi linç ettiler" denilerek kendini savunma iddiası geldi. Bir kez daha güç kullanımı ile aşırı ve öldürücü silah kullanımı görüldü ve yine sonunda siviller öldü.

Bu olay ayrıca, sanki açıklanabilecek birşey varmış gibi "halka ilişkiler" konusundaki çaresizliği ortaya koyarken, bir kez daha o hastalıklı soru gündeme getirildi: Neden askerler daha fazla güç kullanmadı?

DİPLOMATİK BEDEL ÖDENECEK

Yine İsrail kısa bir süre öncesine kadar öngörülemeyen ağır bir diplomatik bedel ödemek durumunda kalacak. Yine İsrail'in propaganda makinesi yalnızca beyni yıkanmış İsraillileri ikna edebildiği gibi bir kez daha hiç kimse esas soruyu soramadı: Bu, neden oldu? Neden askerler bu tuzağa düşürüldü?

Eğer Dökme Kurşun operasyonu dünyanın bize yaklaşımı konusunda bir dönüm noktası olduysa bu operasyonda süregelen dizinin ikinci bir korku filmi haline geldi. İsrail dün ilk filmden hiçbir ders almadığını göstermiş oldu.

Dünkü fiyasko önlenebilirdi ve önlenmeliydi. Bu filonun geçmesine izin verilmeli ve abluka sona erdirilmeliydi.

Bu, çok uzun zaman önce yapılmalıydı. Son dört yılda ne Hamas zayıflatılabildi ne de Gilad Şalit serbest bırakıldı. Hatta en ufacık bir kazanım işareti bile olmadı.

İSRAİL YALNIZLAŞIYOR

Peki bunun yerine elimizde ne var? Giderek daha hızlı bir şekilde izole eden bir ülke. Burası, aydınları geri çeviren, barış aktivislerini vuran, Gazze'nin dış dünyayla bağını koparan ve şimdi de kendisini uluslararası abluka altında bulan bir yer.

Dün ilk defa değil ama bir kez daha İsrail'in ana gemisinden giderek koptuğu ve eylemlerini kabul etmeyen ve nedenlerini anlamayan dünyayla bağını kaybettiği görüldü.

Dün kendi yandaş koroları dışında bu gezegen üzerinde bu ölümcül müdahale hakkında olumlu birşeyler söyleyebilen hiçbir gazeteci ya da analist yoktu.

İsrail Savunma Güçleri bir kez daha kötü adam durumuna düştü. Uzun zaman önce var olan ve sihir buharlaştı. Dünyanın en ahlaklı, en iyi ordusu yine başarısız oldu. Ve dokunduğu herşeyin İsrail'e zarar getirdiği algısı da giderek daha da güçlendi.
 
İsrail saldırı ile kendi kalesine gol attı
02 Haziran 2010 09:06, Çarşamba
Guardian 1 Haziran 2010

Gazze’ye yardım götüren konvoydaki aktivistlerin öldürülmesi çok yavaş ilerleyen Ortadoğu barış sürecinin önüne yeni engeller çıkaracağı gibi, İsrail'in düşmanlarına güç kazandıracak.

İsrail’in Gazze yardım konvoyuna düzenlediği kanlı müdahale, kendi kalesine attığı çok talihsiz bir gol olarak kabul edilebilir. İsrail’in Gazze’ye uyguladığı ablukanın devam edeceğine işaret eden müdahale, aynı zamanda ablukanın hafifletilmesi için yapılan baskının artırılacağına gösteriyor.

İsrail’in en çok endişe duyması gereken sert tepki, iyi ilişkileri Gazze savaşından bu yana bozulan Türkiye’den gelebilir. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ülkesine İran ve Suriye’nin yakın dostu olarak yeni bir konum getirdi. Türk kamuoyu ise Filistinlilere destek gösteriyor.

Bunun ötesinde, operasyonun İsrail’in en sert düşmanlarına bir hediye olduğu, saldırının daha birkaç saat sonrasında belliydi. İran Devlet Başkanı Mahmud Ahmedinejad, “Siyonist rejimin Filistin halkına gösterdiği insanlık dışı tavır ve insani yardımın Gazzelilere ulaşmasının engellenmesi, İsrail’in gücünü değil ancak zayıflığının bir işareti" dedi.

Ahmedinejad, yaşananların İsrail’in kötülük dolu ve sahte rejimini, hiç olmadığı kadar sona yaklaştırdığını belirtti.

HAMAS FIRSAT ELDE ETTİ
Gazze şeridini kontrol eden Hamas, saldırının hemen ardından İsrail’i savaş suçu işlemekle suçladı ve Gazze’ye yönelik ablukanın kaldırılması için uluslararası eylem çağrısı yaptı. İsrail, dört yıl önce Filistin seçimlerini kazanan Hamas’ın, 2007’de El Fetih’ten Gazze şeridinin yönetimini almasından beri Gazze'ye abluka uyguluyor.

2008’in Aralık ayında başlatılan Dökme Kurşun Operasyonu bu durumun altını daha da belirgin şekilde çizdi. Ancak bunun nedeni üç hafta süren askeri operasyonların Gazze’de 1,300'den fazla kişinin ölümüne neden olması değil, bir çözüm getirmemesiydi.

İsrail Savunma Bakanı Ehud Barak, bugün Gazze’de açlık ve insanlık sorunu olmadığında ısrar etti. Barak, filo operasyonunu, “İsrail karşıtı örgütlerin politik ve basın yoluyla yaptığı tahrik çabaları” olarak tanımladı.

ARAP BİRLİĞİ ÖFKELİ
İsrail’le barış anlaşması bulunan ABD’nin müttefiki Ürdün hükümetinin saldırıyı kınaması ve yaşanan öfkeli gösteriler, saldırının bölgede neden olduğu tepkiyi gözler önüne seriyor.

Şu an ABD ile İsrail’le yapılan “barış görüşmelerine” dâhil olan Filistin Yönetimi Devlet Başkanı Mahmud Abbas, Gazze konvoyu saldırısını hemen kınayan isimlerden biriydi. Hamas ile arası açık olmasına rağmen, Abbas 1.5 milyon Gazzeli’ye verdiği sözleri görmezden gelemez. Diğer yandan, İsrail’in Arap topluluğu yarın genel grev çağrısı yaptı.

Arap ülkelerinde doğacak daha büyük bir öfke, yarın bir araya gelecek Arap Birliği acil toplantısında ortaya çıkabilir. Birliğin genel sekreteri Amr Moussa, Katar’daki bir konferansta “İsrail’in barış için hazır olmadığını” söyleyerek tepkilerini ortaya koydu.
 

<< Başa Dön < Önceki 1 2 3 4 5 6 7 8 9 Sonraki > Sona Git >>

Toplam 81 haberden 1 - 10 arası gösteriliyor

 
 
 

HAVA DURUMU

NAMAZ VAKİTLERİ

 
MEDYA PAZARI © 2002 - 2010 Tüm Hakları Saklıdır.
Tel: 0212 671 0700 | Fax: 0212 671 0717      iletisim@medyapazari.com