|
|
|
|
|
|
Türbanda en katı yasalar sizde |
|
|
|
07 Mayıs 2008 06:59, Çarşamba |
AB Komiseri Rehn, Milliyet'ten Semih İdiz oldukça çarpıcı açıklamalarda bulundu. Rehn'e göre Avrupa ülkeleri arasında türban konusunda en katı ve kısıtlayıcı yasaların Türkiye’de bulunuyor. “Onun için bu konuda istediğimiz kadar eleştirel olamadık” diyor.
Avrupa Birliği’nin Genişlemeden Sorumlu Komiseri Olli Rehn, Milliyet’e verdiği özel mülakatta başörtüsünden laiklik tartışmalarına, İlhan Selçuk’un gözaltına alınmasından Ergenekon operasyonuna kadar pek çok konuda sorularımızı yanıtladı.
Rehn, yanıtları sırasında, “Normal bir Avrupa ülkesinde şiddete bulaşmamış veya ırkçılık veya terörizmi teşvik etmeyen partileri kapatma gibi bir âdetimiz yok. Bu konuda tabii ki fikrimizi söyleyeceğiz. Sonuçta aday olan bir ülkeden söz ediyoruz. Onun için gelecekte üye olacak bir ülkede yaşananlara kayıtsız kalamayız” diye konuştu. Rehn, tutumlarının bir partinin lehinde ya da aleyhinde olmak gibi algılanamayacağını da belirterek, “Biz demokratik ilkeler ve demokratik laiklik adına konuştuk. Yoksa biz burada tüm partilerle çalışıyoruz” dedi.
Rehn’e dün akşam yönelttiğimiz sorular ve kendisinin yanıtları özetle şöyle:
BAŞÖRTÜSÜ KULLANMA ORANI AZALIYORMUŞ
AB Komisyonu Başkanı Barroso geçen ay yaptığı ziyareti sırasında başörtüsü konusunda “Önemli olan, inancı ne olursa olsun, kadınların özgür seçimidir” dedi. Türkiye’de her kadının başını örtme konusunda özgür iradesiyle hareket ettiğini düşünüyor musunuz? Emine Erdoğan bile ağabeyi istedi diye başını örttüğünü söylemişti.
- Başka bir açıdan da bakmak gerekir konuya. Bu konuda beni düzeltebilirsiniz ama okuduğum bazı araştırmalara göre başörtüsü kullanımı aslında azalıyormuş. Ama bana göre işin ihmal edilmiş bir boyutu daha var. O da, laikliği, Türkiye Anayasası’nda tanımlandığı şekliyle günlük yaşamda korumak amacıyla yasal düzenlemelerin yapılıp yapılamayacağı konusudur.
Burada, vatandaşlardan gelecek şikâyetlere bakacak bir ombudsmanlık kurumunu kastediyorum. Yani, davalara veya ülkenin demokratik ilkelerinin sorgulanmasına yol açmadan, küçük ölçekli ihlallere bakacak bir kurumdan söz ediyorum. Örneğin bir okul müdürü öğretmenine belli bir giyim konusunda şu veya bu şekilde baskı yapıyorsa, mağdur olan bu mekanizmaya başvurabilir.
OMBUDSMAN YARDIMCISI LAİKLİK KONUSUNA BAKAR
Bu nedenle ombudsmanlık yasasının eski Cumhurbaşkanı ve Anayasa Mahkemesi tarafından engellenmiş olmasını çok talihsiz buluyorum. Böyle bir kurum laiklik ilkesiyle temel vatandaşlık haklarının korunması açısından çok önemlidir. Böyle bir ombudsmanın yalnızca laiklik ilkesi konusuna bakan bir yardımcısı da olabilir.
Öte yandan, Türkiye şu anda türban konusunda Avrupa ülkeleri arasında en katı ve kısıtlayıcı yasalara sahip. Onun için bu konuda istediğimiz kadar eleştirel olamadık, çünkü o zaman kendimizi çifte standart suçlamasına açardık.
KIRILMA, AŞIRI LAİKLERLE MÜSLÜMAN DEMOKRATLARDA
Size en çok yöneltilen eleştirilerden biri, Türkiye’yi çok fazla AKP’nin merceğinden baktığınız, bu partinin olumsuzluklarını bilinçli bir şekilde görmezlikten geldiğiniz... Ancak, parti kapatmaya karşı çıkan, AB’den yana olan ama laiklik konusunda da ciddi kaygılar taşıyan, AKP’yi eleştiren çok geniş bir kesim de var Türkiye’de. Sizin siyah beyaz yaklaşımınız bu kesimleri görmezlikten geliyor, onları dışlıyor. Bu tutumunuzla onları karşınıza almış olmuyor musunuz?
- Aslında bu kesimleri teşvik ediyoruz ve olumlu sonuçlarını görüyoruz. Bu konuları artık tartıştığınızı görüyoruz. Bu sorunuz bile bunu gösteriyor. Biz liberal laiklerin daha faal olmalarını istiyoruz. Türkiye’deki sivil toplumun daha faal olmasını isterken de işte bunu kastediyorum.
Zaten Oxford konuşmamda da “aşırı laikler” ile “liberal laikler” arasında net bir ayırım yaptım. Ama bugün Türkiye’de esas kırılmanın “Müslüman demokratlar” ve “aşırı laikler” arasında olduğunu söylüyorum ki, bu görüşümü hâlâ savunuyorum. Fakat Türkiye’nin iç siyasetine bundan fazla girmeye hazır değilim.
Şunu da belirtmeliyim. AB üyeliği sürecinin kendisi zaten liberal demokrasi ve demokratik laiklikle ilgilidir. AB reformlarının amacı da bunun Türkiye’de yerleşmesini sağlamaktır. Yani amacımız sizin söz ettiğiniz şeydir.
TÜRKİYE İLE SIRBİSTAN ARASINDA BENZERLİK VAR
Oxford konuşmanızda Türkiye ile Sırbistan’ı aynı kategori içinde görmek biraz haksızlık olmadı mı? Türkiye Cumhuriyeti’nin bütün kazanımlarını neden yok sayıyorsunuz?
- Amacım bu değildi. Ama karşılaştırmalı siyaset bilimi her zaman zordur. Çünkü bu tür benzetmeler her zaman hoşnutsuzluğa yol açar. İsveçliler Finlilere benzetilmekten hoşlanmazlar, Çekler ve Slovaklar için de aynısı geçerlidir. Ama ben aldığım eğitim itibarıyla karşılaştırmalı siyaset bilimcisi ve ekonomistim. Bizim düşünce tarzımız da budur.
Öte yandan, bana göre benzerlikler de var. Örneğin liberal demokratik güçler ile otoriter milliyetçilik açısından. Tabi ülkelere göre bu değişebiliyor. Onun için niyetim bire bir karşılaştırma yapmak değildi. Benzeri güçlere işaret etmek istedim, ki bunları bugün AB içinde de görüyoruz.
1 MAYIS’TA ORANTISIZ GÜÇ KULLANILDI
Size yöneltilen bir eleştiri de şu: AB, AKP’ye dönük antidemokratik uygulamalar karşısında kuvvetli bir şekilde ses çıkaryor, ama antidemokratik uygulamalar AKP muhaliflerini hedef aldığında sessiz kalıyor. Örneğin 1 Mayıs’taki işçilere verilen sert tepkiye ABD Dışişleri Bakanlığı bile tepki verdi ama AB sustu...
- 1 Mayıs konusunu yakından izledik. Her şeyden önce bilgi edinmek istedim olanlar hakkında. Bu Troyka toplantısının yapılacağını biliyordum; onun için ortak bir görüşümüz olsun istedim Ankara’ya geldiğimizde. Biz bu orantısız güç kullanımından dolayı üzüntü duyuyoruz ve beklentimiz sendikalar yasasının AB ve İLO kıstaslarıyla uyumlu hale getirilmesidir.
SELÇUK’UN GÖZALTINA ALINMASI VE ERGENEKON
83 yaşındaki muhalif bir yazar (İlhan Selçuk) sabah 04.00’te evinde gözaltına alındı, 3 gün Emniyet’te tutuldu. Sorgulamasında özel hayatının didik didik edildiği ortaya çıktı, telefon konuşmalarının tutanakları ortalığa saçıldı. Kendisinin ulusalcı olması, kendisine yapılan insan hakkı ihlalinin görmezlikten gelinmesini haklı çıkarabilir mi? Böyle bir olay bir AB ülkesinde olsa bir skandal olmaz mı?
- Bizim için zor bir soru. Biz insanların siyasi görüşlerini izleyip ona göre kanaat oluşturmuyoruz. AB Komisyonu’nun bir istihbarat servisi de yok. Bazı olaylar hakkında hemen görüş bildirmek daha kolay; ama bazı olaylar da daha fazla bilgi gerektiriyor. Sözünü ettiğiniz olayda insani boyutu anlıyorum ama bunun Ergenekon davası açısından geçerli mi, yoksa geçersiz bir gözaltına alma mı olduğunu bilecek durumda değilim. Ama Ergenekon davası çok önemli; bu Türkiye’de hem yasamanın, hem de asayiş uygulayıcılarının çalışmaları hakkında gösterge olacak bir davadır.
Ombudsmanlık kurumu nedir?
Türkiye’de son yıllarda çeşitli çerçevelerde sık sık gündeme getirilen ombudsman-lık kurumunun anlamı “Kamu Denetçiliği.” Saygın sivil şahsiyetler arasından seçilen kişilerin oluşturduğu bu kurum, idarenin işleyişiyle ilgili şikâyetleri, idarenin her türlü eylem, işlem, tutum ve davranışlarını, insan haklarına saygı, hukuka ve hakkaniyete uygunluk yönlerinden inceleyerek, araştırmayı ve idareye önerilerde bulunmayı hedefler. Bu konuda 2006’da kabul edilen yasa Cumhurbaşkanı Sezer tarafından, Anayasa değişikliği yapılmadan TBMM’ye bağlı olarak Kamu Denetçiliği Kurumu kurulamayacağı gerekçesiyle geri çevrilmişti. |
|
|
|
|
|
|
|
|