|
|
|
|
|
|
Farklı bir film |
|
|
|
30 Mart 2008 15:23, Pazar |
|
Avustralyalı oyuncu ve tiyatro yönetmeni Richard Roxburgh'un ilk sinema yönetmenliği deneyimi olan "Babam, Romulus", yüzeysel bir bakış açısıyla yaklaşıldığında ahlâkdışı öğelerle bezeli gibi görünen gerçek bir hayat hikâyesinden yola çıkıp, son aşamada ise "babalık ve kocalık sanatı" adına izleyiciye sunulabilecek en yüksek ahlâkî mesajı veriyor
.
ALİ MURAT GÜVEN
Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır
BABAM, ROMULUS
(Romulus, My Father)
2007-Avustralya yapımı
Biyografik drama
Yönetmen: Richard Roxburgh
Senaryo: (Raimond Gaita'nın aynı adlı biyografik kitabından uyarlamayla) Nick Drake
Görüntü: Geoffrey Simpson
Müzik: Basil Hogios
Kurgu: Suresh Ayyar
Oyuncular: Eric Bana, Franka Potente, Marton Csokas, Kodi Smith-McPhee, Russel Dykstra, Jacek Koman
Süre: 109 dakika
İçerik uyarıları: Üç ayrı sahnesinde yer alan cinsel içerik ve bazı şiddet gösterileri nedeniyle, 18 yaşından küçük izleyicilerin ve bu tür temalardan hoşlanmayanların izlememesi tavsiye edilir.
Dağıtıcı şirket: Pinema Film
* * * 1/2
İkinci Dünya Savaşı'nın Avrupa'da meydana getirdiği korkunç yıkımın ardından, Alman asıllı karısıyla birlikte anavatanı Yugoslavya'dan Avustralya'ya göç eden marangoz Romulus Gaita, yeni yurdunda bir yandan koyu bir yoksulluk, diğer yandan da alabildiğine hoppa bir kadın olan eşi Christina'nın acımasızca ihanetiyle boğuşmaktadır. Kahramanımızın, ciddi biçimde nemfomanyak ve hayâlperest olan karısının, kendisini -Yugoslavya'dan birlikte göç ettikleri en yakın arkadaşı Mitru ile- aldatmasına dayanabilmek için ise iki temel gerekçesi vardır: Aslında bir yosmadan çok desteğe muhtaç bir ruh hastası konumundaki Christina'ya duyduğu güçlü sevgi ve bu sevginin meyvesi olan güzel oğlu Raimond…
Küçük yaşlardan itibaren, annesiyle babasının sürekli gel-gitler içindeki garip ilişkisi nedeniyle sayısız travma yaşayan Raymond ise ailesinin bütünlüğünü her ne pahasına olursa olsun korumak için çocuk kalbiyle çırpınıp durmaktadır. O yüzden de uzunca bir süre boyunca, bu ikilinin tam orta yerinde adetâ bir "tampon bölge" görevini üstlenir. Ancak, evdeki -geleneksel ahlâk kurallarını yerle bir eden- manzara bir süre sonra küçük kahramanımız tarafından da kurtarılamayacak kadar karmaşık bir duruma gelecek ve Gaita ailesinin üzerinde ardı ardına felaket bulutları dolaşmaya başlayacaktır. Bütün bu felaketler ve her günü birbirinden acıklı olaylarla dolu bir hayat hikâyesinden ise çağdaş Avustralya edebiyatının önde gelen ustalarından biri olan Raimond Gaita doğar.
"Babam, Romulus", hayatın kendisini gerçek zamanından çok önce büyümek zorunda bıraktığı Avustralyalı popüler yazar Raymond Gaita'nın gerçek hayat hikâyesinden beyazperdeye uyarlanmış, son derece etkileyici bir film… Avustralya sinemasının saygın aktörlerinden, aynı zamanda da usta bir tiyatro yönetmeni olan Richard Roxburgh, tam 8 yıl önce okuyup büyülendiği bu biyografik eserin çekim haklarını alabilmek için yazar Gaita'nın peşinde yıllarca dolaşıp dil dökmek zorunda kalmış. Travmatik çocukluk anılarının yüksek hasılat peşindeki hırslı bir yönetmenin elinde aslî mecraından uzaklaştırılıp seviyesiz bir erotik filme dönüşmesinden korkan Gaita ise ancak Nick Drake'in gerçeklere sadık kalan senaryo taslağını gördükten sonra bu işe iknâ edilebilmiş. Şimdilerde ise hem yazar, hem senarist, hem de yönetmen, uzun yıllar alan ortak bir çalışmanın sonucunda perdeye yansıyan yapıttan son derece memnunlar… Çünkü ortada her karesi ibretlik mesajlarla dolu, çok iyi yazılmış ve aynı kalitede de oynanıp yönetilmiş bir aile trajedisi var. Daha ilk dakikalarından itibaren, anlattıklarıyla insanın içini ezen bir film bu…
Açıkça "boynuzlanan", ancak karısının bunu içinde bulunduğu hastalıklı ruh hâlinden dolayı yaptığını bilerek ona karşı sabrının en üst sınırlarına ulaşan çilekeş koca Romulus rolündeki usta aktör Eric Bana, mensubu bulunduğumuz Doğu ahlâk kültürü adına ilk anda ciddi biçimde itici gelse de bizleri ilerleyen dakikalarda bunun herkesin altından kalkamayacağı türden "yüksek bir erdem türü" olduğuna adım adım iknâ ediyor. Çünkü Romulus sıradan biri değil; çok büyük yürekli bir adam ve hem daha iyi bir hayat özlemi adına memleketinden kopartıp Avustralya'ya sürüklediği karısına, hem de biricik oğlu Raimond'a tarifi mümkün olmayan bir sevgi besliyor. Bu yüzdendir ki en öfkeli anlarında bile "Beni sevdiğin için benden vazgeçemiyorsun" diye bağıran karısına, "Seni artık çok sevdiğim için değil, bana ihtiyacın olduğu için koruyorum. Sen kendine bakabilecek durumda değilsin" diye cevap veriyor. Aynı şekilde, marangozluk yaparak binbir güçlük içinde biriktirdiği alın teri paralarla da oğlunu bölgenin en iyi kolejine yollamaya çabalıyor.
Dediğim gibi, "Babam, Romulus", özellikle ana kahramanlarından Christina ve Mitru'nun Romulus'a reva gördükleri âdice muamele nedeniyle ahlâkî açıdan son derece rahatsız edici bir film. Ancak, öykünün nihai derdi kesinlikle bu değil; üstünkörü bir bakışla salt bu meseleye takılıp kaldığınızda filmin en önemli alt okumasını oluşturan "fedakârlık" olgusunu es geçmiş oluyorsunuz. Yazar Raymond Gaita'nın, onu bugünlere getiren sevgili babasına anlamlı bir ithafı olan "Babam, Romulus", söz konusu boyutuyla, aile hayatında gerçek anlamda bir baba ve eş olmanın erkeklerin sırtına ne denli ağır yükler yüklediğini gösteriyor bizlere. Hem de bir kurmaca hikâyeyle değil, gerçek bir hayat deneyimi üzerinden…
Bu hafta sonunun, son Oscar töreninde "En İyi Yabancı Film" ödülünü kazanan Avusturya yapımı "Kalpazanlar" ile birlikte en önemli iki filminden biri… Zaman zaman gördüklerinizi kabullenmekte zorlanacak, zaman zaman ise üzülecek, ancak baştan sona kadar "Ben aynı durumda olsaydım, acaba ne yapardım" diye düşünerek izleyeceksiniz.
* * *
Filmin sinemasal zirve ânı
Bu filmde canlandırdığı Raimond Gaita rolüyle ülkesi Avustralya'da iki önemli ödül kazanan çocuk oyuncu Kodi Smith McPhee başta olmak üzere irili ufaklı bütün oyuncuların resmen döktürdükleri “Babam, Romulus”ta, tiyatro kökenli yönetmen Roxburgh'un oyuncu yönetmedeki üstün yeteneğini gözler önüne seren bir çok unutulmaz sahne var. Ancak, ben kendi adıma bu etkileyici yapıtta en çok, pervasız anne Christina'nın, ekonomik sıkıntılardan dolayı feleğini şaşırmış durumdaki sevgilisinin izbe bekarhanesinde -biri gayrımeşru- iki çocuğuyla birlikte yemek masasında oturduğu sahnede darbeyi yedim. Boş bakışlarla çocuklarını izleyen, kafayı sıyırmak üzere genç bir kadın, annesinin akıl sağlığını yerinde tutmak için sürekli “denge adamı”nı oynamak zorunda kalan 7-8 yaşlarında bir oğlan çocuğu ve ciyak ciyak bağırarak ağlayan küçücük bir kız bebek… Yoksullukla bezenmiş bir masanın çevresinde geçen bu yürek burucu sahnede, adı filmin jeneriğinde bile yer almayan o küçücük bebek dahil herkes öylesine gerçek bir oyun veriyor ki…
Ve tabiî, Raimond'un, annesinin ihanetlerinden birine rastlantıyla tanık olduktan sonra, kucağında (başka bir ihanetin meyvesi olan) küçük kardeşi Susan ile birlikte bankta tir tir titreyerek oturduğu o müthiş sahneyi de unutmamak gerekir.
Bir de fedakârlık abidesi konumundaki baba Romulus'un artık dayanamayıp, -zaten sürekli gelgitler içindeki- aklını yitirdiği sahneye özellikle dikkat edin. Gerçek zamanlı hareketten “slow motion”a düşen o anlarda da Eric Bana'nın tek kelime dahi etmeksizin, yalnızca bir yüz ifadesiyle oyunculuk sanatının zirvesine ulaştığını göreceksiniz.
|
|
|
|
|
|
|
|
|