Erkam AlışverişErkam Alışveriş
 
 
 
 
22 Kasım 2008, Cumartesi
 
Savaşın tanımı değişiyor Yazdır E-posta
13 Mart 2007 05:51, Salı
TheDailyStar
Prusyalı taktisyen Clausewitz'in zaferin savaşın 'ağırlık merkezi'nden geçtiğine dair doktrini artık yararsız: Hizbullah veya Kaide'yle ağırlık merkezi olmayan asimetrik çatışmalar sadece güç kullanarak kazanılamaz, kalıcı sonuç için krizdeki halkların endişelerine hitap edilmeli

Şlomo Ben-Amİ

Geçen haftalarda İtalyan hükümeti Afganistan'a asker konuşlandırmak konusundaki bir oylamayı kaybedince düştü, Britanya ve Danimarka'ysa Irak'tan asker çekmeye başlayacaklarını açıkladı. Bush yönetiminin Irak'a 21 bin 500 ilave asker göndermeye karar verdiği ve Afganistan'da asker katkısı için müttefiklerine baskı yaptığı bir dönemde Amerika'nın müttefikleri yönetimin Ortadoğu politikasını reddediyor. Giderek daha fazla sayıda ülke, ne kadar güçlü olursa olsun devletlerle din güdümlü silahlı isyancılar arasındaki asimetrik savaşlarda kazanılan 'zafer'in yanıltıcı sayılacağına kanaat getiriyor.

Hizbullah ulus-devlet gücünde
Eski ABD Savunma Bakanı Donald Rumsfeld'in askeri bir 'dönüşüm' hazırlama arzusu, yani ABD ordusunun az sayıda askerle kesin zaferler kazanmasına yarayacak teknolojik donanım bulundurması, Irak'ta vahim bir şekilde başarısız oldu. Ne de ezici teknolojik avantajlara sahip İsrail Lübnan'da Hizbullah'ı alt edebildi. Kuzey İsrail'e 33 gün boyunca, Britanya'ya bütün 2. Dünya Savaşı süresince atılandan daha fazla roket ve füze isabet etti. Bu yüzden de İsrailliler şimdi yeni bir fenomeni hesaba katmak zorunda: Bir ulus-devletin ateş gücüne sahip asimetrik bir varlık, yani Hizbullah.
Velhasıl Amerika'nın Irak'taki kara güçlerinin sayısını artırıp artırmamaya dair yürüyen hararetli tartışmanın hiçbir manası yok. Ne Sovyetlerin 1980'lerde Afganistan'da yaşadığı tecrübenin ne de NATO'nun bugünkü tecrübesinin, modern savaşlarda en önemli meselenin asker sayısı olduğuna yönelik iddiayı haklı çıkaran bir tarafı var. Jeostratejik cephe hatlarının olmadığı bir ortamda, Kosova, Afganistan ve Irak'taki gibi kafa sayısı zafer anlamına gelmez. Prusyalı askeri taktisyen Carl von Clausewitz'in kesin zaferlerin savaşların 'ağırlık merkezi'nden geçtiğine dair geleneksel doktrini, 'ağırlık merkezi' yoksa hiçbir işe yaramaz.
Gerçekten de, Hannibal'ın MÖ 216'da Romalıları yendiği dönemden, 1991'deki Körfez Savaşı'na dek bütün savaşların bir ağırlık merkezi vardı ve
o merkeze olanca gücüyle yüklenenler düşmana diz çöktürebiliyordu; ancak bu tür devletler arası savaşlar bugün artık tarihsel bir anakronizm haline gelmiş durumda. Bugünlerde devletlerin çoğu yaygın şekilde tanınmış sınırlar dahilinde kurulu ve savaş zamanlarında giderek uluslararası normlara uygun hareket etmek zorundalar.
Devletlerin savaşın insani kurallarına riayet etme zorunluluğuyla düşmanların barbarlık konusunda özgür olması, asimetrik savaşları çözümsüz kılan şeyin ta kendisi. Dahası küresel medya ve uluslararası savaş suçları mahkemeleri çağında, devletlerin askeri güç kullanma kriterleri hiç olmadığı kadar karmaşık hale geldi.
Devletler arası savaş, stratejik cephe hatlarının bulunabildiği yerlerde yaşanabilir hâlâ; sözgelimi İsrail-Suriye, Hindistan-Pakistan, Kuzey-Güney Kore sınırlarında. Bu örneklerde savaş, Mısırlıların 1973 savaşında gösterdiği gibi, bir ihtilafın çözümüne giden yol görevi de görebilir. Suriyeliler, Golan Tepeleri'nin akıbeti konusundaki çıkmazı aşmak hedefiyle İsrail'e karşı bir saldırı başlatabilir sözgelimi.
Bununla birlikte Keşmir örneğinde, halihazırda maşalar ve terörist gruplar tarafından verilen savaş, tam da Hindistan ve Pakistan'ın karşılıklı nükleer caydırıcılıkları olduğu için, topyekûn bir savaşa dönüşmeyebilir. Maşalar yoluyla yürütülen bu tür asimetrik çatışmalar, devletlerin topyekûn bir savaşın bedelinden kaçınabilmesinin uygun bir yolu.
Savaş alanının niteliğindeki bu değişim özünde şu anlama geliyor: Uluslararası bir ihtilafta sonuç verici bir vaka mahiyetinde savaşın modası geçti. Clausewitz'in askeri eylemin eninde sonunda siyasi çözüme varacağı yönündeki düşüncesi artık ikna edici değil. 'Zafer' barış getiremiyor, zira bir savaşı bir diğeri takip ediyor hep.
Bu yüzden, sözgelimi Kosova'daki konvansiyonel savaş iki ay devam etti ve altı yıllık bir asimetrik çatışmayı başlatmaktan başka işe yaramadı. Benzer biçimde, Amerika'nın 2003'te Irak'taki üç haftalık 'şok ve dehşet' harekâtı 'zafer'le sonuçlandı, ama hem işgalciler hem de sıradan Iraklılar için cehennemin kapılarını açtı. Ve Güney Lübnan'ın acımasızca bombalanmasından altı ay sonra Hizbullah en az önceki kadar güçlü. Afganistan'daysa devrilmesinden altı yıl sonra Taliban'ın geri dönüşü ihtimali belirdi.

Direnişe ayak uydurma uzmanı
İşte bu savaş silsilesi sırasında işgalcinin acizliği ortaya çıkıyor; asker ve mevzi sayısının sürekli artırılması, direnişçiler için hedef sayısının artması anlamına geliyor sadece. Yani direnişçi savaş alanındaki değişimlere işgalciden çok daha çabuk ayak uyduruyor. Britanyalıların da kabul ettiği üzere, Irak'taki direnişçilerin düşmanın teknolojik üstünlüğünü dengelemesi için sadece üç yıl yetti. Oysa Kuzey
İrlanda'daki İrlanda Cumhuriyetçi Ordusu bunu 30 yılda başaramamıştı.
Irak savaşı ve İsrail'in Hamas ve Hizbullah'la savaşları, askeri gücün başarabileceklerinin sınırını gösteriyor; diplomasi ve ihtilaf çözümünün gerekliliğini ortaya koyuyor. İş karmaşık siyasi ve kültürel ihtilaflara geldiğinde, meşru bir hedef etrafında uluslararası ve bölgesel ittifaklar oluşturmak, devasa askeri kapasiteden daha önemli.
Güç kullanmanın ve caydırma kapasitesinin gereksiz olduğunu söylemek, tehlikeli bir saflık elbette. Fakat güç kullanımının içerdiği hedeflerin, günümüz asimetrik çatışmalarında zaferin artık illa ki savaş alanında kazanılmayacağına dair bir idrakla ilişkilendirilmesi gerekiyor. Ancak krizdeki medeniyetlerin gerçek endişelerine hitap edebilen, akil bir dış politika daha kalıcı sonuçlar üretecektir.
(Lübnan'da İngilizce yayımlanan gazete, eski İsrail Dışişleri Bakanı, Toledo Uluslararası Barış Merkezi'nin başkan yardımcısı, 7 Mart 2007)

 
< Önceki
 
 
 

HAVA DURUMU

NAMAZ VAKİTLERİ

 
MEDYA PAZARI © 2002 - 2008 Tüm Hakları Saklıdır.
Tel: 0212 671 0700 | Fax: 0212 671 0717      iletisim@medyapazari.com