|
MEHMET DEMİRCİ
1912 doğumlu olan Ertuğrul Osman Osmanoğlu, İstanbul’dan ayrıldığında daha 10 yaşındaydı. O yıllarda eğitim için Viyana’da bulunuyordu. 1924’te hilafet kaldırılınca Osmanlı hanedanı ülkeden uzaklaştırıldı, o da, 70 yıl hasretini çekeceği ülkesine dönemedi. 1933 yılından bu yana New York’ta yaşıyor.
Bunca zaman yurtdışında yaşayan Ertuğrul Osman Osmanoğlu’un güzel bir İstanbul Türkçesiyle konuşması herkesi şaşırtıyor. Güzel bir Türkçeyle konuşmasının yanında, İngilizce, Almanca ve Fransızcayı anadil düzeyinde okuyor, yazıyor ve konuşuyor Osmanoğlu. İtalyanca ve İspanyolcayı da anlıyor. Türkçesinin bu kadar iyi olmasını, babası ve kardeşi vefat edene kadar onlarla Türkçe konuşmasına bağlıyor.
İstanbul’u çok sevdiğini anlatan Osmanoğlu, Türkiye’ye gelene kadar herkesin sokakta Türkçe konuştuğu herhangi bir yerde bulunmamış. Türkiye’de birdenbire bu durumla karşılaşınca de epeyce şaşırmış. Osmanoğlu’nun eşi Afgan kraliyet ailesinden Prens Abdulfettah Tarzi’nin kızı Zeynep Tarzi, Türkiye ziyaretlerindeki duygularını şöyle anlatıyor: “1991 yılında evlendik, 92 yılında apar topar Türkiye’ye gittik. Uçaktan indiğimiz andan itibaren Osman Efendi sanki ülkesinden hiç ayrılmamış gibiydi.”
Pasaportunu kendi yaptı
Ertuğrul Osman Osmanoğlu, Viyana ve Paris’te felsefe ve politika eğitimi almış ve 1933 yılında babası ile Amerika’ya gelmiş. 1949 yılında Şehzade Mehmed Burhaneddin Efendi’nin vefatından sonra, 1952 yılında merkezi Kanada’da olan maden şirketini kuran Osmanoğlu, özellikle Güney Amerika ülkeleri ile çalışan şirketin New York’taki bürosunu yönettiğini ve pasaportu olmamasına rağmen çok seyahat ettiğini anlatıyor.
Peru’da bulunan bir maden ocağını ziyareti sırasında pasaporta ihtiyaç duymuş. Pasaportu olmadığı için ne yapacağını düşünürken bir arkadaşının tavsiyesiyle kendine ait bilgileri bir kâğıda yazarak vize için başvurmuş. Bu ilginç olayı şöyle anlatıyor: “Peru’ya gidecektim ama pasaportum yoktu. Yakın bir arkadaşım ‘Pasaporta gerek yok. Pasaport bir bilgi beyanı, kendin yaparsın.’ dedi. Ben de kim olduğumu ne yaptığımı anlatan bir kâğıtla konsolosluğa başvurdum ve vizeyi aldım. Hâlbuki kapıdan kovulacağımı düşünüyordum. Kendi pasaportumu kendim yaptım.”
Pasaport konusunda sürekli sıkıntı yaşayan Osmanoğlu’nun hatıraları bununla da sınırlı değil. Pasaportla ilgili bir başka hatırasını da şöyle aktarıyor: “Pariste’ydim. Osmanlı pasaportum vardı fakat kaybolup gitmişti. Osmanlı da yıkılmıştı. Yurtdışına çıkacaktım; Fransa pasaportumun süresi de bitmişti. Kanada’ya babamın yanına gitmem gerekiyordu. Şanzelize’de sürekli gittiğim bir kafeteryada Arnavutluk sefiri sıkıntılı olduğumu görerek sebebini sordu. Derdimi anlattım. Sefir, ‘Dert etme, yarın gel kralı ararız, bir çaresine bakarız.’ dedi. Ertesi gün gerçekten işim halledildi; fakat hemen ardından, pasaportum hazırlanırken, kral tekrardan sefiri aradı. Korktum! İşim olmayacak diye düşündüm. Fakat kral ‘İşini halledin ve kesinlikle para almayın.’ demek için tekrar aramıştı. Arnavut kralının kız kardeşi amcamla evliydi. Fakat hiçbir zaman birbirimizi tanımadık.”
Osmanoğlu ailesi için 1974 yılında af çıkmış. Bu konuyu da şöyle anlatıyor Osmanoğlu: “1974 yılında bir af çıkmıştı. O sıralar Venezüella’daydım. Bir maden ocağımız vardı. Sefir bana haber yolladı; ‘Vatandaş olmak istiyorsanız bize başvurun. İster pasaport verelim, isterseniz vize. Amerikan pasaportunuz varsa vize verelim, gidersiniz.’ dedi... Amerika pasaportum yoktu. Davetine teşekkür ederek, ‘Biz, hiçbir zaman bir kabahat işlemediğimiz için affa ihtiyacımız yok.’ dedim. Öyle kaldı.”
Yalımıza 1 dolar fiyat verdik
Türkiye’nin çok hoşuna gittiğini anlatan Ertuğrul Osman Osmanoğlu, Dolmabahçe Sarayı’nı unutamıyor. Sarayda sadece bir odayı hatırlayan Osmanoğlu, II. Abdülhamit’le yüz yüze gelen hayattaki belki de tek insan. Geçtiğimiz yıl, daha önceden babasına ait olan yalıya ziyaretçi olarak davet edilmişler: “Boğaz’daki eskiden bizim olan yalıya yeni sahipleri tarafından davet edildik. Yeni sahipleri yalının satılık olduğunu belirtip, ‘Keşke siz alsanız!’ dediler. 100 milyon fiyat biçmişler. Zeynep Hanım da şaka yollu kendi teklifini ifade etti: “1 dolar verelim”. Osmanoğlu, yalının I. Dünya Savaşı sırasında İngilizler tarafından çok tahrifata uğratıldığını da sözlerine ekliyor.
Kısa bir süre önce hatıralarını yazdığını ifade eden Osmanoğlu, ortaya çıkan üründen pek memnun kalmamış: “Sürekli anekdotlar üzerine kuruluydu.” Osmanoğlu ailesinin reisi, anılarını İngilizce yazmış. Osmanoğlu, “Bahsini etmek istemediğim şeylerden yine bahsetmedim. Bende kalanlar yine bendeydi.” diyor. Eşi Zeynep Tarzi’nin bu konudaki yorumu ise şöyle: “Osman Efendi, bildiklerini söylemez, söylemeyecektir de. Bence bazı tarihî şeyleri anlatması gerekiyor. Onun bildiklerini çok kimse bilmiyor. Bildikleri tarihin bir parçası.”
Osmanlı’nın çekildiği her yerde düzenin bozulduğunu anlatan Ertuğrul Osman Osmanoğlu, gençlerin tarihlerini öğrenmesi gerektiğini belirtiyor. Prof. Dr. İlber Ortaylı’nın davetlisi olarak geçtiğimiz yıllarda Topkapı Sarayı’nı gezerken kendileriyle mülakat yapan bir gazetecinin; ‘Çocukluğunuz ve gençliğiniz Topkapı Sarayı’nda geçti. Nasıldı?’ şeklinde bir sorusuna muhatap olduğunu hatırlatarak, gençlerin tarihten kopmaması gerektiğini söylüyor. Felsefe okuyan fakat madencilik yapan Osmanoğlu’nun, politika da hiç ilgisini çekmiyor.
Türkiye’nin her geçen gün iyiye gittiğini anlatan Osmanoğlu, “Biz Türkiye’den hiçbir zaman kovulmadık.” diyor. Zaman zaman İstanbul’da kalmak istediğini belirten Osmanoğlu, “Çok vaktim kalmadı. Bazen zamanımın tamamını İstanbul’da geçireyim diyorum ama burada da çok dostum var.” diye konuşuyor.
Günlerini daha çok evde geçirdiğini belirten Ertuğrul Osman Osmanoğlu kısa bir süre önce düştüğü için artık eskisi kadar sokağa çıkmadığını ifade ediyor. Kaza geçirdiği gün hastanede elli yıllık dostu Ahmet Ertegün’le karşılaşmış. Osmanoğlu bu anı şöyle anlatıyor: “Küçük bir kaza geçirdim ve hastaneye gittim. Sedyede yatarken, yanımdan birdenbire elli yıllık dostum Ahmet Ertegün geçti. Selamlaştık, meğerse o da aynı akşam düşmüş ve hastaneye kaldırılmış. Bu karşılaşmanın ardından komaya girdi ve sonra vefat etti. Elli yıllık dostumdu.”
Star Wars’un yönetmeninden Ertuğrul Osman belgeseli
Sürekli röportaj teklifleri alan Ertuğrul Osman Osmanoğlu’na, sinema klasiği Star Wars’un yönetmeni George Lucas da müracaat ediyor. George Lucas, Osmanoğlu’nu hayatını anlatan bir belgesel yapmak isteğini iletiyor. Tarzi, Türkiye’de oldukları için görüşmeyi yapamadıklarını; fakat önümüzdeki dönem için bu konuda konuşacaklarını söylüyor. Osmanoğlu ailesini gazeteciler de sık sık arıyorlar. New York Times muhabiri iki yıl boyunca röportaj yapma talebinde bulunuyor. Sonunda kabul ederek röportajı gerçekleştiriyorlar. Zeynep Tarzi, röportajın yayınlanmasının ardından telefon ve mektup trafiğinin durmadığını anlatıyor. Aileye Avustralya’da yayınlanan gazetelerden bile röportaj talebi geliyor. Zeynep Tarzi, “Olanlara inanamadık. Meğer herkes New York Times’ı okumuş.” diyor.
Dünyanın her yerinden her ay yüzlerce mektup aldığını belirten Zeynep Tarzi, en çok istenen şeyin ise fotoğraf olduğunu belirtiyor. Eşinin gelen mektup ve elektronik postalara tek tek cevap yazdığını sözlerine ekliyor. Ertuğrul Osmanoğlu ise İsveç, Norveç gibi ülkelerden bile gelen mektuplara şaşırdığını anlatıyor.
Zeynep Tarzi, Ertuğrul Osman Osmanoğlu’nun moderniteye hayli açık olmasına rağmen bir türlü internet ile haşır neşir olmadığını, Türkiye ile alakalı haberleri New York Times’tan sıkı bir şekilde takip ettiğini anlatıyor.
Osmanlı ailesinin son reisi
18 Ağustos 1912’de İstanbul’da doğan Ertuğrul Osman Osmanoğlu, 1994’ten bu yana Osmanoğulları ailesinin en kıdemlı üyesi ve reisi. Yıldız Sarayı’nda doğmuş ve II. Abdülhamit’in torunu ve Şehzade Mehmet Burhanettin’in oğludur. 1924’te Viyana’da tahsilini sürdürürken, hilafetin kaldırılmasının ardından Osmanlı hanedanının bütün fertleri Türkiye’den sürgün edilmişti. Ertuğrul Osman’ın yaşamı, Osmanlı hanedanı ile benzer bir akıbeti paylaşan Afgan Kraliyet ailesinden Prens Abdulfettah Tarzi’nin kızı Zeynep Tarzi ile 1991 yılında kesişir ve Zeynep Tarzi ile 1991 yılından bu yana evlidir. Çift Manhattan’da yaşıyor.
[İZLENİM]
İstanbul’a olan özlemi bitmeyecek
Ertuğrul Osman Osmanoğlu ve eşi Zeynep Hanım, Manhattan adasında bulunan mütevazı evlerinde yaşıyor. Dik merdivenlerden çıkılan ikinci katta kapıyı güler yüzlü, kibar tavrı ile Zeynep Hanım açtı. Çok şık bir ceket giyip kravat takan Osmanoğlu, İstanbul ziyareti sırasında gazetemizi gezdiğini ve etkilendiğini ifade etti. Türkçeyi kullanmadaki titizliği ile dikkat çeken Osmanoğlu, yaptığı esprilerle sohbeti renklendirdi. Eskisi kadar sokağa çıkamamaktan şikâyetçi olan Osmanoğulları ailesinin reisi, New York’a geldiği yıllarda halen yaşadığı apartmanın merdivenlerini üçer beşer atlayarak çıktığını söyledi. Eşinin, teknolojiye meraklı olmasına rağmen interneti öğrenmemek konusunda tavrı olduğunu ifade edince, Ertuğrul Osman Efendi, “Zeynep Hanım’ın interneti kullandığını görünce masanın uzağından geçiyorum. Benim teknolojim çoktan eskidi.” diye karşılık verdi.
İstanbul’u çok sevdiğini her fırsatta ifade eden Ertuğrul Osman Osmanoğlu’nun memleket özlemi her halinden belliydi. Anlattığı olayları tarihleriyle birlikte günü gününe anlatması ise dikkate değerdi. Yaklaşık iki saat süren sohbette çay ve kurabiye ikram eden Zeynep Hanım yer yer sohbetimize katıldı. Görüşmenin ardından bizi kapıya kadar uğurlayan Ertuğrul Osman Osmanoğlu ve eşi, ‘Sadece haber için değil, sohbet etmek için de bekleriz.’ temennisinde bulundu.
|