06 Temmuz 2008, Pazar
 
AKP devlet eliyle toplumu İslamlaştırır mı? Yazdır E-posta
24 Eylül 2007 06:08, Pazartesi
Yuvarlak masa toplantımızın bugünkü bölümünde sosyolog Prof. Nur Vergin, Zaman Gazetesi yazarı Ali Bulaç ve Posta Gazetesi yazarı Mehmet Barlas, ağırlıklı olarak AKP iktidarının toplumu yukarıdan aşağıya daha da İslamileştirmeye gidip gitmeyeceği istese de bunun olup olamayacağını tartışıyor.



* Dindar kesimlerin, başkalarının özgürlüklerine müdahale etme potansiyeli var mı?

Barlas: Bakın bir otobüste mutlaka onu durdurup namaz kılmak isteyen bir-iki kişi olabilir. Ama bundan daha tehlikelisi, bir mahallede bir otobüsün durdurulup, içindekilerin dışarı çıkarılıp otobüsün yakılmasıdır. Türkiye�de bunu daha sık görmeye başladık. Yani şeriat tehlikesinden çok Güneydoğu�nun çözümsüz sorunlarından kaynaklanan ciddi bir tehlike var. Şeriat tehlikesine kapılıp öbür sorunları görmezseniz çok hata yapmış olursunuz. Sivas olayları, Maraş olayları birer faciadır, çok kötüdür. Ama Sivas�ta kaç kişi öldü? 34. Peki sağ-sol olaylarında kaç kişi öldü? Binlerce. Güneydoğu�daki savaşta kaç kişi hayatını kaybetti? 12 Eylül�de kaç genç insan asıldı? Tek konuya kitlenip diğerlerini görmüyoruz.

Şerif Mardin�in sadece mahalle baskısı kavramına bakıyoruz. Ama onun söylediklerinde savunmamız gereken çok önemli bir şey daha var: Bütün müspet düşüncelerin, çağdaşlığın kökeninde kuşkuculuk vardır. Prof. Mardin Ayşe Arman�a �Bilemiyorum, belki kadınların ürkmesi ihtimali var� diyor. Ben de şeriat ihtimali olduğuna inanmıyorum ama bu kuşkuya ihtiyacımız var. Prof. Mardin�in bize hatırlattığı bu kuşkudur. �Bilemiyorum� diyor adam, ben de bilemiyorum.

Vergin: Zaten bir sosyal bilimci yüzde yüz bilemez. Bir entelektüelin bir şeyin yüzde yüz doğru ya da yanlış olduğunu savunması da yanlış olur. Şerif Mardin�in söyledikleri aslında iki tarafı da kızdırdı. Birileri �niye açık açık �tehlike vardır�demedi� diye kızarken diğerleri de �niye �tehlike yok�demedi� diye itiraz ediyor. Halbuki kesin olarak �şöyle olacak� diyemeyiz. Normal şartlarda �bizim insanlarımız sağduyuludur. Zaten Türkiye Müslümanlığı diye bir şey vardır.

Bizim Müslümanlarımız son derece ılımlıdır. Kaldı ki Türkiye aşırılıklara kaçmaz genellikle� diyebiliriz. Fakat bütün bunlara rağmen dış etkenler olabilir, dış ilişkilerimizde çok önemli gelişmeler olabilir, büyük bir ekonomik çöküntü patlak verebilir ve alıştığımız bütün dengeler alabora olabilir. Dolayısıyla bilemeyiz. Yüzde yüz diye bir şey yok. Acaba Ocak-Şubat ayında Sayın Erdoğan Temmuz ayında seçimin olacağını ve yüzde 47 oy alabileceğini düşünüyor muydu? Kimse bilemiyordu. Yani ikisi de mümkündür.

First Lady özendirici

* Türkiye zaten muhafazakar bir ülke. Şimdi soru şu: AKP�nin yüzde 47 oyunun ardından devlet eliyle toplumun yukardan aşağıya daha da İslamileştirilmesi yaşanır mı? Son anayasa tartışmalarında da bu kaygının izlerini görebiliyoruz...

Vergin: Tabii olabilir ama bu bir politika gereği olmaz. Bu sosyolojik bir alışveriş olur. Hiç kuşkusuz bugün ülkenin birçok mahallesinde milyonlarca insanın içine sular serpilmiştir �Başbakan�ın, hatta Cumhurbaşkanı�nın eşi bize benziyor� diye. Çünkü daha önce benzemiyordu. Ama şimdi de diğer mahallelerde oturanlar �bize benzemiyor� diye rahatsız oluyor. Yani örneğin Hayrünnisa Hanım bir rol modeli teşkil edip özendirici bir faktör olabilir.

* Anlaşılan devlet eliyle İslamileştirmeyi mümkün görmüyorsunuz.

Vergin: Bu da mümkündür ama olmayacağı kanaatini şimdilik taşıyorum. Şayet AKP kurmay heyeti gerçekten Türkiye�nin AB�ye girmesini istiyorsa bu mümkün olabilir mi? İslamcı bir devlet yapısı, şeriat ilan edilmese bile şeriatımsı bir yaklaşım AB�de mümkün olabilir mi? Değil. Dolayısıyla devleti şu anda yönetenlerin böyle bir programları olduğunu zannetmiyorum. Tabii ki gerek Gül, gerek Erdoğan sollanabilir. Birileri onlardan daha katı çıkıp �sizin yaptıklarınız dinimize uygun değildir� deyip onları zorlayabilir, onlar alaşağı etmek için bazı projeler geliştirebilirler, belki şu anda bile vardır.

Barlas: 2000�lere girerken Yeni Şafak�ta çalışıyordum, Diyarbakırlı biriyle tanıştırdılar. Adı Ömer�di ama esas adı Hizbullah imiş. �Niye Ömer?� dedim. �Abi 1994-95�e kadar Hizbullah olmak çok hoştu. Çevirmelerde PKK�lı ararlarken benim kimliği görünce �Geç, sen bizdensin� derlerdi� diye anlattı. 1996�da mahallesinin komiseri gelmiş, �Hizbullah, adını değiştir, aramız açılıyor� demiş. �Türkiye�ye şeriat gelir mi?� diye tartışırken sadece Türkiye�ye bakmamak lazım. Bakarsınız ABD�nin politikası değişir ve Türkiye�ye �ılımlı� değil �koyu� bir İslam olması daha uygun düşer. Suudi Arabistan ve Pakistan�la tam uyum içinde olması istenir ve bakarsınız Türkiye�de �devlet şeriatçılığı� gelmiş. Olmamış şey değil. Osmanlı�da oyun bitmez.

* Ali Bey, AKP�yi İslamcı bir perspektiften eleştiren birisi olarak yukarıdan aşağıya İslamileştirme mümkün mü? Mümkünse AKP bunu yapar mı, yapabilir mi?

Bulaç: Ortada çok somut bir durum var. Bazı araştırmalara göre kadınların yüzde 74�ü, bazılarına göre de yüzde 65�i başını örtüyor. Fakat başı örtülü kadınların hiçbiri kamusal bir hizmet veremiyor. Bu ülkede cumhurbaşkanının hanımı protokole çıkamıyor, onunla birlikte gezilere katılamıyor. Bu ülkenin başbakanının kızı üniversiteye gidemiyor. Öteki tarafta muhayyel, varsayımlar üzerine bina edilmiş bazı korkular var. İkisinin arasını ayırmak gerekir. Olabilecekler üzerine konuşuyorsak, o halde olan bitenler üzerine de biraz konuşalım. Peki şu anda dini özgürlükleri baskı altında olan insanlar ne yapsınlar? Ellerine silah alıp savaşsınlar mı? Sadece başörtüsü değil birçok alanda baskılar var. Bu toplumun geleneğinde şiddet, devlete karşı terör yoktur... Arjantin�de ekonomik kriz sırasında insanlar bankalara, kamu binalarına saldırdı. Benzer bir kriz bizde de oldu ama insanlar içlerine attı, boşanmalar, intiharlar, suç oranları arttı...

Barlas: Ali Bey siz kaç doğumlusunuz?

Bulaç: 1950.
Barlas: İstanbul�a ne zaman geldiniz?

Bulaç: 1969-70.

Barlas: O zaman 1955�deki 6-7 Eylül olaylarını yaşamadınız o zaman. Kalabalıkların ne yapabildiklerini o kadar iyi gördük ki! Kadınların çığlıkları hala kulaklarımda. Kitleler şiddete çok kolay yönelebiliyor.

Aşağıdan yukarı İslamileşme

Bulaç: Şiddet ve teröre yatkınlıkla totaliter eğilimler arasında ayrım yapmak gerekiyor. Bir toplumun yukardan aşağıya İslamlaştırılması 1980 ortaları, hatta 1990�lara kadar vardı. Fakat şimdi Arap dünyasında Müslüman Kardeşler, Pakistan�da Cemaat-i İslam, Cezayir�de FIS ve hatta Filistin�de Hamas bu fikri artık savunmuyorlar. Tam aksine, modern iktidar yapısının sorgulanması gerektiğini, asıl olanın aşağıdan yukarıya doğru İslamileşme olduğunu söylüyor. Bunu Türkiye�de en çok dillendirenlerden biri de benim. Türkiye�de de aşağıya yukarı böyle bir eğilim var. Yani daha sivil, daha kentli, çoğulcu, diğerlerinin varlığını hoşgörüyle karşılayan bir anlayış hakim oluyor. Bunun en çarpıcı örneği Fethullah Gülen�in hoşgörü ve diyalog hareketidir ki şu an Türkiye�nin en etkili hareketi de budur. Özetle yukarıdan aşağıya İslamileşme tehlikesi görmüyorum. Kaldı ki bunu çok yanlış buluyorum ve böyle bir şeyin olabileceğini de sanmıyorum.

YARIN

* Yeni anayasa nasıl yapılmalı?
* Türban üniversitede serbest bırakılırsa ne olur?
* Türban konusunda hassas olanlar neden faiz konusunda ses çıkarmıyorlar?

Tartışmaya siz de katılın!

Bu hayati tartışmaya tüm Vatan okurlarının katkılarını bekliyoruz. Lütfen adınızı, yaşınızı, mesleğinizi ve yaşadığınız ili belirterek görüşlerinizi yollayın.

Kayna Vatan Gazetesi
e-posta:
Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır
faks: 0212-2665727
 
< Önceki   Sonraki >
 
 
 

HAVA DURUMU

NAMAZ VAKİTLERİ

 
MEDYA PAZARI © 2002 - 2008 Tüm Hakları Saklıdır.
Tel: 0212 671 0700 | Fax: 0212 671 0717      iletisim@medyapazari.com