İnsan Kaynakları ve Kalite Yönetim Derneği (İKKAYÖDE) Başkanı Bahadır Bülgin:” Eğitim ticari gaye ile yapılacak bir şey değil. Bu sebeple sadece para için sektöre girenlerin solukları çabuk kesiliyor.”
“Kalite belgesi alan kuruluşlar yeterince denetlenmediği sürece duvarda aslı kağıttan fayda gelmez”
RÖPORTAJ: FAHRİ SARRAFOĞLU
İSTANBUL: Türkiye'nin 500 büyük şirketine bakıldığı zaman, üretimin ve iş hacminin belli oranlarda artmaya devam ettiği ancak istihdamın ya aynı kaldığı ya da azaldığı görülür. Ülkemizde her yıl yaklaşık 150 bin kişi üniversitelerden mezun oluyor, 500 bin kişide askerlik görevini tamamlıyor ve iş arayanlar arasında yer alıyor. Peki bu insanlarımıza nasıl iş bulacağız? Kişisel gelişimdeki esas, bireyin önceliklerinin algılanması veya açığa çıkartılması ve bu paralelde bilgi sahibi olunmasına imkan verilmesi gerektiğine dikkat çeken İKKAYÖDE Yönetim Kurulu Başkanı Bahadır Bülgin, Kişisel gelişim, ancak bireyin ilgisine endeksli eğitimle desteklenirse, yararlı hale gelebilir, şeklinde konuştu. Günümüzde özelikle sık sık kişisel gelişim seminerleri veren şirketlerin sayısının 100’lerden binlere çıkması bu sektöre olan cazibenin arttığının bir göstergesi. Bülgin’le Türkiye’de kişisel gelişim sektörü, insan kaynakları üzerine konuştuk.
*Genel bir çerçeve çizersek Türkiye insan kaynakları yönünden oldukça zengin ama kalifiye konusunda eksikliğimiz var galiba değil mi?
Türkiye ülkeler arasında % 30 ile en fazla genç nüfus (0-14 yaş grubu) oranına sahip olan iki ülkeden biridir (diğeri Meksika). Bu genç nüfusa rağmen işsizlerin çoğunluğu (% 64) 30 yaşın altındaki gençlerdir.
Türkiye, eğitim konusunda sınıfta kalmıştır, çünkü okuma yazma bilmeme oranı yüksektir ve orta ve yüksek öğretimde eğitime katılan öğrenci oranları düşüktür. Türkiye'nin kişi başına eğitime ayırdığı kaynağın neredeyse İran ve Irak'ın ayırdığı kaynağın üçte biri olduğu göz önüne alınırsa bu başarısızlığın nedeni kolaylıkla anlaşılabilir.
*Bir rakamsal bilgi verirsek Kişisel eğitim kuruluşları alanında ne kadarlık bir piyasa söz konusu ya da bu alandaki sektörün ekonomik boyutu hakkında bilginiz var mı?
Kişisel gelişim eğitimleri piyasasının USD 12 Milyon civarında olduğunu tahmin ediyorum. Bu rakam piyasanın alt rakamıdır. 2001 krizinden sonra henüz rahatlamamış olan sektör hızla iyileşiyor. Büyüklüğünün de kısa süre içinde (2-3 yıl) USD 20 Milyon’un üzerine çıkacağını bekliyorum.
*Türkiye'de kişisel gelişim konusunda birçok kurum ve kuruluşlar var. Fakat bunların bazıları mantar gibi bitiyor. Bilen de bilmeyen adını kişisel gelişim koyup dershane açıyor görüşüne katılıyor musunuz?
Kişisel Gelişim Eğitimleri içini doldurulduğu sürece önemlidir. Türkiye’de dönem dönem moda olan eğitimler olduğunu bazı konuların ve kavramların içleri boşalana dek eğitim konusu olarak işlendiklerini biliyoruz. Eğitim ticari bakış açısıyla yapılacak bir şey değil. Bu sebeple sadece para için bu işe atılanların solukları çabuk kesiliyor. Buna rağmen maalesef sektörün dışarıdan yüksek görülen kazancı yeni girişimcileri çekiyor.
*Türkiye'de firmalara dönük olarak seminerler veriliyor. Bu seminerlerde kısa sürede eğitimin yeterli olabileceğine inanıyor musunuz?
Yani hap gibi bilgiler veriliyor. Niye çünkü ülkemizde okuma oranı çok düşük. Özellikle üniversite mezunu olanlar bile mezun olduktan sonra kendi alanlarında araştırma-geliştirme yapmıyorlar... Bu kadar kısa süreli eğitimlerle kalıcı bir davranış değişikliği yaratılabileceğine inanmıyorum. Yapılması gereken bilgi vermenin yanı sıra kişisel olarak bilgiye ulaşmanın yollarını da öğretmek olmalıdır.
*Batı ile karşılaştırdığımızda insan kaynakları eğitiminde Türkiye'nin geldiği nokta nedir?
Son 10 yıldır Türkiye’de İnsan Kaynakları konusunda üniversitelerimizin çabalarını gözlemliyoruz. İnsan Kaynakları konusundaki eğitimlerine Yüksek Lisans programlarıyla başlayan bir çok üniversite konuya ciddi olarak eğiliyorlar. Şimdilik sadece yurtdışında oluşturulan teoriler üzerine yapılan eğitimler umuyorum zamanla ülkemizde geliştirilen konularda da yapılacaklar.
*Türkiye Nasıl Başarılı olur?
Malezya'da istikrarlı bir siyasi iktidar teknoloji yatırımlarına destek veriyor ve paraya çok ihtiyacı olmasına rağmen IMF'yi ülkesine sokmuyor.. Kendi özkaynaklarını kendi insanını değerlendiriyor. Son üç yıl içerisinde Amerika Birleşik Devletlerinde GSYİH'da yaşanan büyümenin %14'ü beyaz eşya ve sadece %4'ü otomotiv gibi klasik üretim sektörlerinden kaynaklanırken, teknoloji yoğun sektörler %27'lik pay oranı ile büyümenin lokomotifi olmuşlardır. Geçen yılın verileri incelendiği zaman ise, ABD'de GSYİH'da yaşanan büyümenin %33'ünün tek başına enformasyon teknolojisine dayalı sektörlerden kaynaklandığı görülmektedir. Eğer bizde insana ve teknolojiye yatırım yaparsak Türkiye başarır.
*İşsizlik var diyoruz ama şöyle gerçekten araştırdığımızda kalifiye elemanı değil kalifiye olmayan elemanlar çoğunlukta kendini yetiştirmiş elemanlar her zaman iş bulabiliyorlar diyebilir miyiz? Türkiye’deki işsizlik sorununa bakışınız nedir?
Maalesef haklısınız gönül istiyor ki işsizliği hiç konuşmayalım. İşsizlik ülkemizin çok önemli bir sorunudur. Hükümetler işsizlikle mücadeleyi maalesef yandaşlarına iş vermek olarak veya işsizlere elden 20-50-100YTL vererek para yardımı yapmak olduğunu zannediyorlar. Türkiye’nin büyük bir eğitim problemi olduğunu ve istihdam sorununun önünün ancak ciddi sosyal ve iktisadi politikalarla kesileceğini kabul etmek zorundayız. IMF veya Dünya Bankasının yönlendirdiği politikalarla bu işin çözülmediği görüldü. Eğitim kavramının da öğretmekten araştırma yapmaya, bilgiye ulaşmaya, kitap okumaya doğru geliştirilmesi gerekiyor. Bir de yaş sorunu var. Globalleşmenin getirdiği “şirketlerin bilgi birikimi” kavramı çalışanların tecrübeli olmaları gereğini ortadan kaldırıyor. Genç yeni mezun sadece yabancı dil bilen birisinin bir işe girmesi çok kolay. Şirket genç çalışanı alıp kendi bilgi birikimi (know-how) çerçevesinde çalıştırmaya başlıyor. Amaç sadece verilen işi yapan, yaptığı iş dışında bir şey öğrenemeyen, resmin tamamını hiçbir zaman göremeyen böylece şirkete ait bilgi birikimine zarar veremeyecek ucuz işgücü kullanmak. Yaşınız 30 un üzerine çıktığında iş bulma konusunda risk altındasınız demektir. 40 yaş üstüyseniz işiniz çok daha zor. Ben sebebinin yukarıda belirttiğim know-how sorunu olduğunu düşünüyorum. Şirketler yaşlıların know-how dan bağımsız da iş yapabileceklerini biliyorlar.
*Türkiye'de her lise mezununun illa ki üniversiteye girmesi gerekir mi? Bu konuda hükümetlerin ne yapması gerekir. Alternatif eğitimler düşünülebilir mi?
Planlı bir istihdam politikamız olmadığından bu konularda daha çok kafa yoracağız gibime geliyor. Üniversite her gence sağlanması gereken bir imkandır. Kesinlikle her gencin üniversite eğitimi alması gerektiğini düşünüyorum. Bunun yanı sıra bazı mesleklerin uzmanlıklarının üniversitelerde verilemediği de bir gerçek. Özel üniversitelerden bahsetmek istemiyorum çünkü onlar işadamı bakış açısıyla sadece kolay satabilecekleri bölümleri açıyorlar. Bildiğiniz gibi üniversiteler kanununda yapılan değişiklikle eskiden olan “üniversite tanımı için Fen-Edebiyat fakültesi ve Tıp fakültesi olması zorunludur” tanımı değiştirildi. Artık üniversite olmak için istediğiniz fakülteleri açabilirsiniz. Konunun özüne dönersek devlet üniversitelerinin uygulamalı bölümlere ağırlık vermesi, yüksekokulların eğitim kalitesini ve sayılarını yükseltmesi gerektiğini düşünüyorum. Ancak bu şekilde gençlerimizin üniversite eğitimi almalarını ve -bence bundan da önemlisi- iş sahibi olmalarını sağlayabiliriz.
Türkiye geneline baktığımızda üniversiteye girenlerin çok az kişi istediği yere giriyor. Geri kalanı ise nereyi tutturursa artık bu da ilerideki iş yaşamında çeşitli olumsuzluklara neden oluyor? Bu konuda önceden neler yapılabilir?
Sürprizleri bir yana bırakırsak bu kolay çözülebilir bir planlama sorunu. Düşünsenize şu anda üniversitelerin değerini başvuruların yoğunluğu belirliyor. Oysa yapılacak yatırımların, verilecek teşviklerin ve bunların yaratacağı iş alanlarının ortaya çıkartacağı talep önceden bilinse ve açıklansa gençlerimizde ileride kendilerini bekleyen meslek dallarını görüp kararlarını (alacakları danışmanlıklarla) daha iyi verirler. Böylece tarıma destek verilmeyen bir süreçte binlerce ziraat mühendisi, aynı durumdaki hayvancılıkta binlerce veteriner hekim, binlerce işletmeci….vb. gibi işsiz mezunlar yaratılmamış olur.
Türkiye'de hemen her kurumun ilk amacı bir kalite belgesi almak. ISO900 ya da buna benzer ..Ama sizce bu kalite belgelerinin ne kadarı gerçek belge. Bir kısmı sırf para almak için verilmiş belgeler olduğu konusunda görüşünüz nedir?
Özellikle ülkemizde belge sadece duvara asmak için alınıyor, ne dersiniz? Verdiğim seminerlerde o kadar çok kişi bana kalite belgesi verip vermediğimi soruyor ki ben bile ara sıra bu işe girmeyi düşünüyorum. Şakası bir yana kalite belgesi tek başına süreçlerin tamamlandığını ürünün veya hizmetin kontrollerinin/testlerinin tam olarak yapıldığını gösteriyor. Kalite belgeleriyle ilgili söylentileri zaman zaman ben de duyuyorum. Umalım ki bu söylentilerin aslı olmasın. İşini ciddi yapan prestijli tanınmış kurumlardan alınan danışmanlıklar ve kalite belgeleri sıkı şekilde denetlendiğinden belge sahibi şirketleri geliştiriyor. Sadece bu açıdan bile kalite belgelerinin katkıları göz ardı edilemeyecek kadar çok. Şirketlerin bakış açısının şöyle olması gerektiğini iddia ediyorum ki; sadece bir kağıt parçası ve denetleniyor olmak şirketlerde kaliteye böyle bir bağlılık yaratıyorsa, bir de kendileri bunu şevkle, satış yapmak için yabancı ülkelerin istediği bir zorunluluktan öte medeni bir görev olarak görseler hem maliyetleri düşer hem de kendilerine has çalışma sistemlerine kavuşmuş olurlar.
KUTU:
Genç Bir Sivil Toplum Kuruluşu
İnsan Kaynakları ve Kalite Yönetimi Derneği, 19 Haziran 2001 tarihinde kuruldu. İKKAYÖDE, çalışma yaşamına ve klasik yönetim uygulamalarına farklı bir bakış açısı getirmeyi hedefleyen, sürekli gelişim ve değişim anlayışıyla süreçlere, hedeflere, verimliliğe odaklanan, güven, ekip ruhu ve pozitif enerji bağlarının güçlü olduğu, uzlaşmaya, bilgiyi paylaşmaya, dayanışmaya açık üyelerin katılımıyla oluşmuş, genç bir sivil toplum kuruluşu.
Kutu:2
Zengin Bir Meslek Grubunu Barındırıyor.
Derneğimiz, İK yöneticileri, uzmanları, yönetim danışmanları, toplam kalite yöneticileri, uzmanları, mühendisler, psikologlar, işletme, ekonomi kökenli çok farklı disiplinlerden gelen zengin bir meslek grubunu barındırıyor. |