Erkam AlışverişErkam Alışveriş
 
 
 
 
22 Kasım 2008, Cumartesi
 
Misyonerlik Patladı! Yazdır E-posta
04 Şubat 2008 07:47, Pazartesi
Geçen 21 Haziran'da bu köşede Türkiye'den bazı rakamlar aktarmıştım. Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Sekreteri Turan Eser'in verdiği bazı rakamlardı bunlar... "Türkiye muhafazakârlaşıyor" tezini doğrulayan rakamlar:
"Türkiye'de 67 bin okul, 85 bin cami var.
"77 bin doktor, 90 bin din görevlisi var.
"Diyanet bütçesi 8 bakanlığın toplam bütçesi kadar".
Geçenlerde Federasyon'un genel başkanlığını üstlenen Turan Eser'le cumartesi günü İsviçre Alevi Birlikleri Federasyonu'nun Zürih yakınlarındaki bir toplantısına gittik. Bu kez ÖDP Genel Başkanı, milletvekili Ufuk Uras da bizimleydi.
Eser, yeni rakamlarla çıkageldi.
Türkiye'nin bir fotoğrafını çekmeye yardımcı olan bu rakamları da sizlerle paylaşmak istiyorum.
* * *
Sivil toplumdan, sivil bir anayasadan söz ediyoruz ya; acaba gerçekten sivilleşiyor muyuz?
Rakamlara bakılırsa evet...
Türkiye'de 87 bin sivil toplum örgütü var.
Az değil; ama gelin ayrıntısına bakalım:
Çoğunluk, yöre dayanışma dernekleri; yani "hemşeri örgütleri"nde...
İkinci sırada, 25 bin "cami yaptırma derneği" var.
Turan birkaç somut örnek veriyor:
Sakarya'nın Ferizli ilçesinde 46 dernek var. 1 yüksekokul yaptırma derneği, 1 sağlık ocağı yaptırma derneği, 6 spor derneği... ve 25 cami yaptırma derneği...
Bursa İnegöl'e bağlı Cerrah beldesinin nüfusu 3 bin...
Beldeye bin kişilik cami yaptırılıyor.
Beldenin okuluna Marmara depreminde "Oturulamaz" raporu verilmiş. Okul o halde kullanılmış. 2003'te Belediye Başkanı diyor ki, "Okul için alan tahsis ettim, çivi çakılmadı."
* * *
25 bin cami yaptırma derneğine karşılık, 1 tane opera sanatçıları derneği var.
Çünkü Türkiye'deki opera-bale izleyicisi toplamı 165 bin...
Yılda ortalama 8 milyon insan tiyatroya gidiyor.
Peki, camiye gidenler?
2003 Aralık ayında AKP Ankara Milletvekili Said Yazıcıoğlu Meclis'te diyor ki:
"Her hafta cuma günleri 20 milyona yakın yetişkin insan cuma namazı için camiye gidiyor. Camilerde cuma sohbeti ve hutbeyle beraber 1-1.5 saatlik, tabiri caizse, yaygın bir din eğitimi söz konusudur. Bu, çok büyük bir rakam ve imkândır."
70 milyonluk İran İslam Cumhuriyeti'nde cumaya gidenlerin ortalaması 7 milyon...
İran'da hafta içi günlük ortalama 2 milyon...
Türkiye'de 10 milyon...
* * *
"Ne güzel; vatandaş dinine sahip çıkıyor. Tam da misyonerlik alıp yürümüşken..." diyebilirsiniz.
O halde şu misyonerlik rakamlarını da verelim:
2005'te Türkiye'de toplam 210 kişi dinini değiştirmiş.
Öte yandan Türk Araştırmalar Merkezi'nin verilerine göre son 3 yılda sadece Almanya'da Müslümanlığa geçenlerin toplamı 1260... Bunların yüzde 60'ı kadın... Çoğu da Müslüman erkeklerle evlenen Alman kadınları...
Diyanet'in yurtdışında 1260 din görevlisi var.
"Misyonerlik patladı" balonu Malatya katliamını hazırladı. Almanlar ne yapsın?
NOT: 28 Ocak günkü yazımda söz ettiğim Ergenekon savcısı Zekeriya Öz'ün 2004'ten beri İstanbul savcılığında görev yaptığı bildirildi. Bir yanlış anlama olmaması için kayda geçiyorum.

Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır
 
50 yılın zaferi Yazdır E-posta
23 Temmuz 2007 07:20, Pazartesi



AKP son yarım asrın en büyük sandık zaferine imza attı. Türkiye'de tek parti iktidarıyla sonuçlanan 9. seçimdi bu:
50'lerde DP'nin 3 seçimi...
60'larda AP'nin 2 seçimi...
80'lerde ANAP'ın 2 seçimi...
Ve 2002'de AKP'nin kazandığı seçim, tek parti iktidarı çıkarmıştı.
Bu seçimlerden sadece 1954 seçiminde Menderes 4 yıllık iktidar sonunda oyunu artırmayı başarmıştı. 53 yıl sonra o başarıyı Erdoğan tekrarlıyor; hem de 1983'te Özal'ın aldığı oy oranıyla... O seçime de asker müdahale etmiş, o müdahale Özal'a yaramış ve sonuçta sandıktan 2,5 parti çıkmıştı.
AKP, cumhuriyet mitinglerinin aleyhine yarattığı havayı bir ay içinde tersine çevirmeyi ve "Yolu askerce tıkanan parti" görüntüsü vermeyi başardı. Sadece varoşların, hatta yoksullaşan kırların değil, kentli seçmenin ve ilk kez oy veren gençlerin de oyunu aldı. Tüm bölgelerde oyunu artırdı ve merkezdeki yerini pekiştirdi.
* * *
Seçimin mağlubu hiç kuşkusuz CHP'dir.
DSP'nin ve cumhuriyet mitinglerinin desteğine, muhalefet edilecek konu bolluğuna rağmen CHP, oylarını MHP'ye kaptırdı. Seçmen, giderek tutuculaşan, sağ adayları vitrine çıkaran, milliyetçiliğe soyunan CHP'yi görünce, "Aslı varken neden kopyasına vereyim ki" diye düşünmüş olmalı...
Cumhuriyeti kuran parti, Türkiye'nin yarısında silindi. Asıl vahimi, "Cumhuriyet kazanacak" sloganıyla cumhuriyeti seçime sokarak kendi başarısızlığını cumhuriyete fatura etti.
CHP cephesinde şimdi suçlu arayışı başlayacak, anket şirketleri, medya suçlanacaktır. Ama bunlar parti yönetimini kurtarmaya yetmez.
AKP'nin tek ciddi alternatifi gerçek bir sol parti olabilirdi. CHP aynı yönetimle girdiği 4 seçimde de o özlenen sosyal demokrat parti olamadı. Türkiye'yi muhalefetsiz bıraktı.
Baykal Rodos'a yüzer mi bilmem, ama umarım CHP her şeyi baştan düşünüp baştan aşağı bir yenilenme dönemine girer.
* * *
Önümüzdeki dönem kutuplaşmış bir Meclis geliyor.
Dün NTV stüdyosunda buluştuğumuz iki eski Meclis Başkanı, Hüsamettin Cindoruk ve Hikmet Çetin, yeni Meclis'te yaşanabilecek gerginliklerden endişe duyduklarını söylediler.
CHP ile AKP arasında yaşanagelen laik-antilaik çatışmasının yanına, MHP'liler-bağımsızlar kavgasının ekleneceği kaygısı var.
Toplumda zaten potansiyeli olan ateşe, Meclis'ten benzin dökülmemesi için herkese, başka iktidar partisine, MHP'ye ve bağımsızlara büyük görev düşüyor.
Meclis, tansiyonun tetikleyicisi değil, yatıştırıcısı olmalıdır.
* * *
AKP'ye gelince...
Yazının başına dönersek, 1954 zaferinin, Menderes'in başını döndürdüğünü yazıyor tarih...
Oy vermeyen şehirlerin cezalandırıldığı, muhalefete karşı kılıçların çekildiği, basının sesinin kesildiği bir dönem yaşandı.
Farklı sese tahammülsüzlük ve böbürlenme ile girişilen yanlış politikalar, Menderes'i "Allah bana bir daha böyle bir seçim yaşatmasın" dediği 1957 seçimine sürüklemişti.
Dileriz, AKP bundan gereken dersi alır, bu sonuçla şımarmaz ve seçim kampanyasındaki sert tartışmaları, hırçın üslubunu geride bırakır.
Erdoğan'ın gece yaptığı ılımlı konuşma bu konuda umut vericidir.
NOT: Duyguları tahminlerden ayırt edebilmenin önemini bu seçimde bir kez daha gördük. Milliyet'in seçim yoklaması için gittiğim Manisa'da AKP'nin CHP'nin bir hayli önünde, İzmir'de ise hemen peşinde olduğunu yazmıştım. CHP'lilerin inanmadığı, gülüp geçtiği bu tahminler doğru çıktı. "Solun kalesi"nde CHP 11, AKP 9 çıkardı. Sadece CHP'nin değil, herkesin siyasete Kordon'dan değil, Kadifekale'den bakmasının zamanıdır.

Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır
 
Seçim - totodan çıkan sürpriz bakan Yazdır E-posta
25 Haziran 2007 08:17, Pazartesi
Bugünlerde nereye gitsem herkes seçim tahminimi soruyor ve cevap beklemeden kendi tahminini söylüyor:
"Bence AKP yine silip süpürecek."
"MHP sürpriz yapıp ikinci parti olacak."
"Genç Parti barajı aşacak, DP takılacak."
Herkes kendince inandırıcı gerekçeleri de söylüyor.
Bir de anketler var. Onların da kafası karışık:
Kimi AKP'yi yüzde 30 gösteriyor; kimi 40'lara dayandırıyor.
CHP, yüzde 25-30 aralığında oynuyor.
MHP ise yüzde 15-20 bandında...
Diğerleri henüz baraj altında...
Bana gelince:
Fikrimi soranlara hep aynı şeyi söylüyorum:
"Henüz erken. Siyasette çok şey değişebilir 1 ayda..."
***
Dün, siyasetin nabzını yakından tutan bir dostumla "seçim-toto" oynadık.
O benden daha tecrübeli olduğu için yüzdeler üzerinden değil, partilerin çıkaracağı milletvekili sayıları üzerinden bir hesap yaptı. Önüne bir kâğıt çekip rakamlar yazmaya başladı.
"Bak" dedi:
"Yeni seçilecek hükümetin güvenoyu alabilmesi için gereken milletvekili sayısı kaç?"
"276..."
"Peki. Sondan başlayalım. Kaç bağımsız girer Meclis'e?"
"20-30 kadar" dedim.
550'den 30'u çıkardı; 520 kaldı.
"MHP kaç vekil çıkarır?"
Ben bir şey demeden kendisi 70 rakamını koydu. Çıkardı 520'den; 450 kaldı.
450'nin 180'ini CHP'ye verdi.
Sonra da hepsinin altına bir çizgi çekip AKP'ye kalan rakamı yazdı:
270!
***
Yazdığı kâğıdı aldım.
Bu kompozisyon üzerinden muhtemel hükümet senaryoları kurmaya başladım.
En güçlü hükümet, en zor seçenekte:
AKP-CHP koalisyonu... O kurulursa, 550 milletvekilinin 450'siyle hükümet eder ve kriz hesapları suya düşer.
Bir olasılık olarak yazıp geçelim.
DP veya GP barajı aşarsa diğerlerinin milletvekili sayısı daha da düşer.
Bunu da geçelim.
Bizim hesap doğru çıkarsa hükümet işi zorlaşıyor:
CHP-MHP'nin toplam oyu 250'de kalıyor; yani gereken güven oyu barajından 26 oy eksik.
AKP'nin 270'i de, güvenoyu için 6 oya ihtiyaç duyuyor.
O eksiği MHP tamamlar mı?
Zayıf bir olasılık...
***
Geldik totomuzun sürpriz bölümüne...
Bilmem dikkat ettiniz mi?
Yukarıdaki hesapta 276'ya ulaşamayan iki hükümet seçeneğinin de ihtiyaç duyacağı milletvekili miktarına sahip bir grup oluyor Meclis'te:
Evet, bağımsızlar...
Yani gelirse o 30 bağımsız, hükümet kapısını açacak kilide dönüşebilir. AKP'ye ya da CHP-MHP "ulusal koalisyonu"na vereceği destekle güvenoyunu garantileyebilir.
Bu sonuca varınca, güldüm kendi kendime...
Bu tür koalisyon pazarlıklarında destek karşılığı bakanlık verildiğini hatırlayınca birden Baskın Oran hocamı İnsan Haklarından Sorumlu Devlet Bakanlığı koltuğunda hayal ettim.
Başbakanlığın talebiyle yazdığı ve yazdığı için sanık olarak yargılandığı İnsan Hakları Raporu'nu bakan olarak uygulamaya koyduğunu düşündüm.
"Bağımsıza verilen oy boşa gider" diyenlere güldüm.
Önceki gün Mehmet Uzun'un Oral Çalışlar'la sohbetinde Baskın Oran'a verdiği desteği de okuyunca "Neden olmasın" dedim kendi kendime...
Olmaz olmaz burada...
Burası Türkiye!
 
Kuzey Irak'a bölgeden bakınca... Yazdır E-posta
04 Haziran 2007 05:04, Pazartesi
Mehmet Uzun Kürtçenin en büyük yazarlarından biri... Geçen yaz, uzun İsveç sürgününden hasta olarak döndü doğduğu topraklara... Şifa buldu Diyarbakır'da... Şimdi gül bahçesinin ortasındaki masasının üzerinde "Auerbach'ın Umudu" duruyor; yeni romanının adı bu...
Şeyhmus Diken'le bizi karşılarken aklı romanında, kulağı bölgeden gelen haberlerde...
Geçen yıl Kuzey Irak'a ödül almaya gitmiş; sık sık o bölgenin siyasetçileriyle görüşüyor.
"Aynı ulusun fertleri olarak Kürt sorununa barışçıl bir çözüm istiyorlar. Silahla çözüm umudu görmüyorlar. PKK'nın silah bırakması için çaba sarf ediyorlar" diyor Uzun; "...ama Türkiye'deki Kürtlerin siyasetine doğrudan müdahaleleri söz konusu değil..."

Operasyon felaket olur
Lakin Güneydoğu'ya her gidenin hissedeceği gibi Barzani'nin kapsama alanı genişliyor.
"Millet Barzani'yi seviyor. Bu çok açık... Bütün kesimlerden bir sempati söz konusu..." diyor Uzun:
"Aslında oradaki Kürt oluşumu, Türkiye'nin de yararınadır. Laik, demokratik, çoğulcu bir yapı kuruluyor. Ama sen komşunun devlet başkanını kabul etmiyorsun. Ona karşı en aşırı milliyetçilerle işbirliği yapıyorsun."
Peki asker gerçekten gözünü karartıp Kuzey Irak'a girerse ne olur?
"Bugüne kadar 30 defa girmişsin. Yeniden girmenin faydası olmaz. Eğer amaç oradaki Kürt gelişmesini engellemekse en korkuncu bu olur. Büyük mukavemetle karşılaşır. Hem de sadece bölgede değil, tüm dünyada..."

Kürtler Meclis'e!
Türkiye daha ne kadar göz yumabilir ki sızmalara, saldırılara?
"Önemli olan Türkiye'nin Kürtleri sivil siyasete çekebilmesi..." diyor Uzun; "Kürtlerin sorunlarını, tepkilerini Meclis'te dile getirebilmesi, Türkiye'yi rahatlatır."
Kürtçe yasağının kaldırılmasını örnek veriyor. Geçen gün yeni basılan Kürtçe kitapları getirmişler. Sevinmiş. Şarap açıp kutlamışlar.
"Hep hasretini çektiğimiz şeydi bu... Halkın diliyle, kültürüyle buluşması bölgeyi rahatlattı. Bu, ekonomiye de yansıdı. Üstelik Türkiye bölünmedi. Kürtleri kendi kültürleriyle Türkiye'ye entegre edebilmek lazım. Asıl tehlikeli olan kapıları kapatmak, dışlamak".

Özal'dan Erdoğan'a...
Özal'ı örnek veriyor:
"Kürtler Özal'a, Eşref Bitlis'e çok sempati duyuyordu. Çünkü onlar bütün Kürtleri bugünküler gibi 'terörist' saymıyordu. Türkiye'den beklenen, bölgenin eski hakimi Osmanlı'nın geleneğini sürdürerek bölgedeki Kürtlerin hamisi olması..."
Ya Erdoğan?
"Reform çabalarında hep destekledim. Ama daha cesur olması lazım. Şemdinli bir fırsattı. Paramiliter bir örgüt suçüstü yakalandı. Erdoğan, savcısını koruyamadı. Sen kendi savcını koruyamazsan, bugün yargıçlardan yakınamazsın. Cesaret gösteremeyince itibar kaybetti. Doğan boşluğa asker yerleşti. Hilmi Özkök'ünkinden çok farklı, sert bir üslup gelişti. Herkes korktu. Çünkü erk onlarda... Oysa Türkiye uygar dünyanın bir parçası olacaksa askeri vesayetin bitmesi lazım. Reformlar, ordu da dahil, herkesi rahatlatır. Hâlâ geç değil. Ama bunu yapamazsa hükümetin geleceği yok...."

Konsensüs lazım
Çözüm için sandıktan çıkacak en uygun seçeneğin "demokratik bir koalisyon hükümeti" olacağı görüşünde Uzun...
Bu dönemde, AB sürecinde cesaret aşılayacak sosyal demokrat bir hareketin olmamasını büyük eksiklik olarak görüyor. İnönü ile Gürkan'ın Kürtlerle sol grupları demokrasi sürecine entegre etme çabalarını anımsatıyor. Bugünkü CHP'yi "nasyonal sosyalist" olarak niteliyor.
Ağar'ın yeni söyleminin, AKP'yle ve sol aydın çevrelerle Kürtlerden oluşacak bağımsız grupla buluşmasını diliyor.

Kürtler de tıkandı
Peki ya Kürtler geçmişten gereken dersi aldı mı?
"Tıkanan sadece devletin resmi politikası değil" diyor Uzun:
"Kürtlerin politikası da tıkandı... Onların da kendi içinde bir yenilenmeye, bugüne uyum politikaları geliştirmeye, demokratik bir evrime ihtiyacı var. Eski jargondan, dar ideolojik kalıplardan kurtulmaları, halkın beklentilerine uygun, yeni bir heyecan yaratmaları lazım. Açılım için çabalayan Ahmet Türk gibi isimlerin desteklenmesi, yalnız bırakılmaması lazım. Kürtlerin de yenilenmesi ve gerilimin gevşetilmesi için bu zorunlu... Türkiye'nin kavgaya değil, sükûnete ihtiyacı var. Bunun için Kürtlerin de rahatlatıcı bir öğe olması gerekli. Bu da ancak demokratikleşmeyle olur."

Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır
 
Rahat.... Hazır Ol... Yazdır E-posta
24 Mayıs 2007 06:55, Perşembe
Daha geçen gün Mehmetçik Vakfı'nın gecesinde Cem Yılmaz, Org. Yaşar Büyükanıt ve komutanları kahkahaya boğan gösterisinde, "Bu geceki program iki bölümden oluşuyor" demişti:
"Bir: 'Hazır ol'...
İki: 'Rahat'...
Şimdi rahatlayabilirsiniz."
Lakin Türkiye rahatlayamıyor bir türlü...
Ne zaman biraz yüzümüz gülse, ne zaman milyonluk mitinglerde kimsenin burnu kanamadan coştuk diye sevinsek, ne zaman omuz omuza bir birliktelik göstersek, ne zaman bir nebze "rahat"layıp gevşesek, yüksek perdeden bir ses, bazen bir muhtıra bazen bir bomba, "Hazır ol" komutuyla kendimize getiriyor bizi...
* * *
Evet, bu seneki programımız iki bölümden oluşuyor:
Rahat ve hazır ol...
İki seçimli 2007, başından beri hepimizi ürküten bir korku filmi gibiydi.
Hırant Dink cinayeti, hepimizi daha yıl başından teyakkuza geçirdi.
Ardından Köşk krizi... muhtıra... Malatya...
Ve tüyler ürperten bir demeç:
"Yeni saldırılar sırada..."
Daha mayıstayız.
Yüksek ateşte seçime gidiyoruz.
Bu ortamda toplumdan sağlıklı karar vermesini bekliyoruz.
Zor.
* * *
Şimdi Ulus patlaması, ulusu patlatacaktır.
Seçimin ana motifi güvenlik olacaktır.
Kitleler sandık başına aş, iş, ekmek kaygısından çok "Bombalar sussun, terör boğulsun, çoluk çocuğum kurtulsun" düşüncesiyle gidecektir.
Terörle mücadele, meydanların asli talebi haline gelecektir.
Ekonomik, politik, demokratik talepler, ikinci bir "Rahat" emrine kadar ertelenecektir.
Belki de düne kadar "Türkiye laiktir, laik kalacak" sloganıyla dolan meydanlar, "Ordu Irak'a" sloganına dönecektir.
Siyasetin dümeni yeniden karargâh emrine geçecektir.
* * *
Türkiye nicedir komşu topraktan kendisine yönelen tehdidi bütün dünyaya, başta Amerika'ya anlatmaya çalışıyordu.
Operasyon haberleri, şehit cenazeleriyle birlikte geliyordu.
Güneydoğu kaynıyordu.
Genelkurmay Başkanı "Biz hazırız. Siyasi iradenin kararını bekliyoruz" demişti.
Bu konuda Washington'la ortak çözüm arayan ve bulamamaktan yakınan temsilci yeni görevden alınmıştı.
Biz hep, Türkiye'nin o bataktan uzak kalmasını diliyorduk.
Bunun kanlı bir maceraya kapı açacağını biliyorduk.
Şimdi Ankara'daki patlamanın güçlü sesi, bombaların geldiği söylenen yerden, Kuzey Irak'tan işitilecektir.
Türkiye, tam da seçim arifesi, Amerika'nın çıkmaya çalıştığı o bataklığa çekilmek istenecektir.
Bu, seçim sonucunu da etkileyecektir.
Türkiye yeniden "Hazır ol"a geçecektir.
"Hazır ol"un:
Bu sene bize "Rahat" yok.

Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır
 
 
 
 

HAVA DURUMU

NAMAZ VAKİTLERİ

 
MEDYA PAZARI © 2002 - 2008 Tüm Hakları Saklıdır.
Tel: 0212 671 0700 | Fax: 0212 671 0717      iletisim@medyapazari.com