|
|
|
|
|
|
DIŞ BASIN
|
09 Mayıs 2008 06:48, Cuma |
Washington Post’un tanınmış köşe yazarı David Ignatius, Türkiye’nin ABD’nin yardımı ile İsrail ile Suriye arasında bir köprü kurabilmesi halinde Ankara’nın Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküşünden bu yana ilk defa Arap dünyasına sağlam bir biçimde bağlanacağı yorumunu yaptı.
|
|
|
|
|
02 Mayıs 2008 21:57, Cuma |
İngiliz The Economist dergisi, CHP lideri Deniz Baykal için "teflon" nitelendirmesinde bulundu.
Dergi, bu haftaki sayısında, "Etkisiz muhalefet" başlığı altında CHP'ye ilişkin bir habere yer verdi. Dergi, 22 Temmuz seçimlerine gidilirken Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın seçimleri kazanamaması halinde AK Parti'nin liderliğinden ayrılacağını söylediğini ve CHP lideri Deniz Baykal'ın da Rodos'a kadar yüzeceğini söylediğini hatırlattı.
|
|
|
|
|
28 Nisan 2008 06:06, Pazartesi |
|
ABDULLAH ALİ ULYAN
AKP'nin son seçimlerdeki büyük yükselişi ve Abdullah Gül'ün Türkiye cumhurbaşkanlığını teslim alma başarısı sonrası, Türkiye'deki köktenci laik güçler partiyi kuşatma altına alma, kapatma ve liderlerini siyasetten men etme talebiyle demokrasinin içini boşaltmak için harekete geçmeye başladı.
AKP'ye yönelik suçlamalar doğru değil. Zira AKP ne cumhuriyet rejimine ne de yürürlükteki anayasaya düşman oldu. Fakat laik köktenciler Türk seçmeni kendilerine oy vermeye ikna edemedi. AKP seçilince de çıldırdılar ve Anayasa Mahkemesi'ni, partinin demokratik meşruiyetine karşı laiklik karşıtlığı gerekçesiyle darbe yapmanın kılıfı olarak kullanmaya çalıştılar.
Gerçekten de, bazı laiklerin AKP'ye yönelik muhalefeti ve partinin yasaklanması talebi anayasaya açıkça aykırı. Türkiye'de bütün devlet kurumlarını bu anayasa yönetiyor. Peki bu ret niçin? Ordunun ve bazı laik çevrelerin, anayasaya bağlı sivil bir siyasi partiyi seçimler yoluyla siyasi tercihlerini sunma imkânından uzaklaştırma girişimi, yasal ve demokratik sayılır mı? Anayasal sistemle uyuşur mu?
Şu an Türkiye'de, halk desteği en geniş partiyle, Başbakan Tayyip Erdoğan'ın elde ettiği büyük ekonomik ve siyasi başarı sonrası konumlarını ve desteklerini kaybeden bazı aşırı laik partiler arasında siyasi bir çekişme yaşanıyor.
Bu nedenle, Erdoğan başarılı olduğu zaman bazı laik siyasiler, uzaklaştırma, yasaklama veya ordu aracılığıyla tehdit yöntemine başvurdular. AKP'nin laik anayasayı ihlal etmemesine rağmen, bu ilkeler laik demokrasiye aykırı bir yöntemle siyasi kazanımlar elde etmenin aracı oldu. Oysa 'laiklik olmadan demokrasi olmaz' diyorlardı. Bu laikliği koruduklarını iddia edenler, laikliğin kurallarını ve kurulu sistemini ihlal ediyor.
Laiklik bir ıslah hareketi değil; kurulu düzenin dayattığını meşrulaştıran fırsatçı bir düşünceye daha yakın. Buna kanıtsa, Kemalist Türkiye'deki laikliğin Avrupa laikliğine benzememesi. ABD'deki laiklik de Rusya ve Doğu Avrupa'dakine benzemiyor; Britanya'daki laiklik Fransa'daki laiklikten farklı. Pek çok örnek var.
|
|
|
07 Nisan 2008 07:35, Pazartesi |
ABD'nin ünlü haber dergisi Newsweek, bu haftaki uluslararası baskısında AKP'ye açılan kapatma davasına üç ayrı yazıyla yer verdi. "Türkiye'nin Adli Darbesi" başlığıyla verilen yazıda, 'savaş' olarak nitelenen adli darbenin' Türkiye için kötü sonuçlara yol açacağı yorumu yapıldı. 1989-1991 yıllarında ABD'nin Ankara Büyükelçisi olarak görev yapan Morton Abramowitz ve Lehigh Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölüm Başkanı Prof. Henri J. Barkey'in ortak imzasını taşıyan yazıda, "Bu savaş aylarca sürebilir. AKP kazansa da kaybetse de sonuçları kötü olacak" ifadesi yer aldı.
|
|
|
|
|
02 Nisan 2008 06:21, Çarşamba |
Anayasa Mahkemesi, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün de (7-4 çoğunlukla) yargılamaya tabi tutulması dahil, AK Parti'nin kapatılması davasını görüşmeye oy birliği ile karar verdi. Türkiye, ülkenin bütün ilişkilerini etkileyecek bir türbülans sürecine girdi. Türbülansın ilk boyutunAK Parti hakkındaki iddianamenin Anayasa Mahkemesi tarafından kabul edilmesi, dünya medyasında geniş yer buldu. Kapatma davasının, Türkiye'deki siyasi ve ekonomik istikrarı riske attığını belirten yabancı basın, Avrupa Birliği sürecinin de darbe yiyebileceğini vurguladı.da, Türkiye'nin AB ile ilişkileri ve ekonomik dalgalanmalar olacağı görünüyor.
|
|
|
|
|
31 Mart 2008 05:53, Pazartesi |
|
Slovenya'daki Avrupa Birliği dışişleri bakanları buluşmasına AK Parti'nin kapatma davası damgasını vurdu. AB ko- miseri Olli Rehn, "AK Parti kapatılırsa, AB-Türkiye ilişkile- ri kesilir." uyarısında bulundu. |
|
|
|
|
24 Aralık 2007 13:51, Pazartesi |
Türkiye'nin Kuzey Irak'taki Kandil Bölgesine dün geçekleştirdiği üçüncü operasyon dış basında yankı buldu
ABD'den yayın yapan Amerika'nın Sesi Televizyonunun haberinde, Bölgesel Kürt Yönetimi'nin bir yetkilisinin, Türk savaş uçaklarının Irak'ın kuzeyini ikinci gün de bombaladığını, ancak bombardımanın can kaybına yol açmadığını bildirdiğini duyurdu. Televizyondaki haberde, "Bu açıklama Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından henüz doğrulanmadı. Cumartesi günkü operasyon Türkiye'nin bir hafta içinde bölgeye düzenlediği üçüncü operasyon oldu" denildi.
|
|
|
|
|
14 Kasım 2007 11:23, Çarşamba |
AMERİKAN Enterprise Ensitüsü uzmanı Michael Rubin, ABD'nin terör örgütü PKK konusunda sağlıklı istihbarata sahip olmadığını, PKK'nın taktik değiştirdiğini, eylemlerinde Kürt Peşmergeler arasında ilişki olduğunu savundu. Türkiye'nin 10 yıl önce izlediği Suriye politikası gibi kararlı olması gerektiğini anlatan Rubin, Iraklı Kürtler'in Washington'u ‘Ankara’ ve ‘Erbil’ arasında seçime zorlaması halinde Washington'un Ankara'yı tercih edeceğini söyledi.
|
|
|
|
|
05 Kasım 2007 05:56, Pazartesi |
İstanbul'da düzenlenen Genişletilmiş Irak'a Komşu Ülkeler Toplantısı dış basında büyük yankı buldu. Yabancı gazete ve haber ajansları, konferansa terör örgütü PKK'ya karşı alınacak tedbirlerin damgasını vurduğunun altını çizdi.
|
|
|
|
|
30 Ekim 2007 07:16, Salı |
|
FARUK HACI MUSTAFA (Arşivi)
Kürtlerle Türkiye arasındaki krizin birçok nedeni var. İlki, Türkiye-ABD ilişkileri. Bu ilişkilerde, Türkiye meclisi Amerikan askerlerinin Irak'a Türk topraklarından geçişini reddettiği zaman bir dengesizlik yaşandı. Türkiye Başbakanı Erdoğan sonradan bu kararın yanlış olduğunu itiraf etmişti. Zira savaş, Irak ordusuna karşı kuzey cephesinin açılmasının zorluğu nedeniyle uzadı. İkinci neden, Türkiye'deki sivil-asker çekişmesi ve CHP'yle MHP'nin iktidardaki İslamcıları başarısız kılma girişimleri. Türkiye'deki medya gürültüsünü ve muhalefetin söylemlerini takip edenler, laik partilerin AKP'ye karşı tahriklerini görür. Bu partiler PKK yandaşlarıyla ordu arasındaki son olayları, AKP'yi ulusal bir trajediye götürmek ve sonuçları belirsiz bir maceraya sokmak için kullandı.
Üçüncüsü nedense, Erdoğan ve Cumhurbaşkanı Gül'ün gerçek vatandaşlığı sağlamaya dair tezleriyle ilgili. Muhalefet, Gül'ün Kürt bölgelerinde yaptığı 'Kürtlerin sıkıntı yaşadığı zamanlar geride kaldı' açıklaması sonrası İslamcı yönetimin eski cumhurbaşkanı Özal'ın yolundan gittiğini düşünüyor. Bir başka ifadeyle Türkiye, Kürt sorununu çözme yönünde ilerliyor. İşin aslı ordu sorunu çözmek istemiyor. Aksine sorunun askıda kalması, ordunun konumunu yükseltiyor. Ordu, 'Kürt ayrılıkçılar ve teröristlerce tehdit edilen' ulusal güvenliği ve laikliği koruma gerekçesiyle heybetini muhafaza etmek istiyor.
Gerçekten de Kürtler, Türkiye'deki iktidar çekişmelerinin faturasını ödemeye alıştırıldı. Bugün yaşananların nedeni, özellikle de AKP'nin seçim başarısı sonrası oluşan iç şartlar. Zira AKP'li seçkinler mevcut sürecin kendi çıkarları yönünde seyretmediğini biliyor; yaşananların CHP ve MHP'ye yaradığının, medyanın Türk askerlerinin öldürülmesine ve esir alınmasına yoğunlaşmasının AKP'yi hedef alan bir iç savaş türü oluşturduğunun farkında. AKP bu gergin ortamın reform projesine etki edeceğini, orduyu güçlendireceğini biliyor. Bu gerçekleri muhalefet de biliyor. Bugün yaşananlar Türkiye'nin Avrupa'daki konumuna da olumsuz yansıyor ve bu 'gürültüden', Türkiye'yle AB arasındaki anlaşmaların iptal edilmesi gibi bir sonuç bekleniyor.
Olayların Erdoğan'la Gül'ün bu gerçekleri incelemesine imkân vermediğini düşünenler var. Zira Irak Kürdistanı'na yönelik bombardıman ve diğer operasyonlar, PKK'nın tepkiselliğini körüklüyor ve örgütü çatışmaya sevk ediyor. Savaş dili, Türkiye'yle Kürtler arasında baskın. Belki de bu denklemdeki hata, Erdoğan ve hükümetin doğrudan diyalog çağrısı yapan Barzani'nin konuşmalarına dair yorumda bulunmaması. Türkler Iraklı Kürtlerden PKK liderlerini teslim etmelerini bekliyorlarsa, bu gerçekleşmez. Türklerin önündeki tek gerçek şu: Ya saldırı ya da diyalog diline boyun eğmek. İkinci durumda Kürtlerden yararlanabilirler. Irak Kürtleri PKK'yla Türkiye arasında aracı rolü oynamak istiyor ve bu alanda deneyimleri de var. Irak Devlet Başkanı Celal Talabani, Özal'la Öcalan arasında 1980'lerin sonunda bu rolü oynamıştı.
PKK'nın taleplerinin taciz edici olmamasını garipsemiyoruz. PKK silah bırakma karşılığı genel af çıkarılmasını, kendilerine siyasete katılma izni verilmesini ve hükümetin Türkiye'nin güneydoğusunu kalkındırmasını talep ediyor.
Türkiye'yle Kürtler arasındaki uçurumun büyüdüğüne dair göstergeler karşısında geriye şunu söylemek kalıyor: Şartların kötüleşmesini engelleyecek yol diyalog. Diyalog çağrısı, Erdoğan'ın Bush'la görüşmesini veya kasımda İstanbul'da düzenlenecek Irak'a komşu ülkeler toplantısını beklemeyi gerektirmiyor.
(Lübnan gazetesi Akhbar, 26 Ekim 2007 Trc. Radikal) |
|
| | Toplam 46 haberden 1 - 10 arası gösteriliyor | |
|
|
|
|
|
|
|